Karışan Bavullar

Tarih: February 7th, 2010 Kategori: Anelya Günlük

Dün 2 haftalık bi tatilden sonra Çorlu’dan Eskişehir’e döndüm. Yine çekilmez bir otobüs yolculuğu geçirdim. Bizim oralara Eskişehir’den direkt gitmek istiyosan genellikle Buzlu’yla gitmek zorundasındır. Bende öyle yaptım 4 tane bavulla düştüm yollara yalnız oturduğuma sevindim. Yanımda beni rahatsız edip devamlı konuşan, müziği son ses açıp kulaklık olduğu halde tüm otobüse dinleten ya da kız olduğu halde igrenç derece ter kokan bi tip yoktu. Taa ki muavinin servis açıp işte çay, kahve, kola ve tek çeşit kekten oluşan menüsünü bize sunana kadar. Ben bu menüye alışkınım gerçi sorun bu değil, sorun arkadaki 55 yaşlarındaki kürtçe konuşan amcanın kolayı içip içip sesli bir biçimde birkaç kere gegirmesi arapça hareketli bir müzik çalan telefonunun devamlı çalması ve kendi dilince konuşup durması illa olmasa böyle vakalar o yolculuğum zaten hayırlı gitmez.

Bunlar ufak şeyler asıl olay

Read the rest of this entry »

Doğa İçin Çal

Tarih: February 6th, 2010 Kategori: Türkiye

Bugünlerde internette gördüğüm güzel bir videoyu burada paylaşmak istedim okuyucu.

Yukarıdaki video gerçekten güzel hazırlanmış ben çok sevdim. Resmi sitesine Buradan ulaşabilirsiniz.

Güzel bir proje, umarım sadece site açmış olmak için yada sadece bu tarz müzikler çalmak için yapılmamıştır, ileride kendilerden doğa için elle tutulur bir şeyler yapmalarını bekliyoruz. Neden böyle yazdım çünkü daha önce bunun gibi bir sürü proje gördük ve hepside yarım kaldı yada bir şeyler yapamadan dağıldılar. Bu projenin başarılı olması dileği ile bu yazıyıda burada bitiriyorum.

Burnuk

Tarih: February 6th, 2010 Kategori: Kısa Bilgi Notlar

Uykusuz dergisi okuyanlara… :)

Bu haftaki uykusuz dergisinde Ersin Karabulut Burnuk-Tatak ikileminden dem vurmuş ve Burnuk sözcüğü sayesinde gülünç duruma nasıl düştüğü anlatmış. Doğrudur efendim herkes böyle durumlara düşmüştür hayatında (aa adama aynı beni anlatıyo lan). Burnuk şeklinde google’da aratınca hiç sonuç çıkmadığını söylemiş. Bende yazayım dedim google arama sonuçlarında çıkarması ümidi ile yazdım bu yazıyı. Haftaya aradığında bu safyasa gelirse kedisine selam diyorum.

Bir Garip Uykusuz Reklamı İçin Buyrun

Burnuk Nedir : Burnumuzu karıştırdığımız zaman içinde çıkan hafif nemli (bazen ne oranı fazla olabilir özellikle hasta iseniz) yapışkan bir madde diyebiliriz. Bu kadar resmi olmaya gerek yok bir diğer adıyla Sümük yada Tatakta denilebilir

Not : Ersin Karabulut olurda bu sayfayı okursa imzalı bir uykusuz dergisi gönderirse en azından çok sevinirim  valla :)

goxel1989@gmail.com

Stieg Larsson – Ejderha Dövmeli Kız

Tarih: February 3rd, 2010 Kategori: Kitap

Bu kitabın o kadar çok reklamını gördüm ki okumazsam olmayacaktı. Genelde şöyle bir düşünce vardır “bir kitabın ne kadar çok reklamı yapılırsa övülürse o oranda kötü çıkar”. Ama insanda merak uyandırıyor reklamları. Bende okumaya karar verdim.

İlk izlenim bazılarında korkutucu olabilir 646 sayfa tam olarak, bir ansiklopedi gibi karşınızda duruyor.

Kitabı ilk okumaya başladığımızda ise sıkıcı gelebilir. Şöyle söyleyebilirim ilk 150 sayfası sıkıcı bence. Daha sonra hikaye açılıyor ve akıcı bir hal almaya başlıyor. Sonu ise çok şaşırtıcı bir şekilde bitiyor (yada bazılarımız tahmin etmiştim valla diyebilir :-) ).

Benim yorumuma gelirsek,

Read the rest of this entry »

Sunay Akın – Ay Hırsızı

Tarih: January 31st, 2010 Kategori: Genel Kitap Notlar

Eve geldiğimde kardeşimin masasının üstünde görmüştüm bu kitabı bir hevesle başladım okumaya. Karşıma her zamanki Sunay Akın çıktı. Bence Sunay Akın’ın o kendine ait olan anlatım tarzını bu kitaptada hissettim diyebilirim. Unutmadan kitabın adın Ay Hırsızı. Kitap içindeki bilgiler ise gerçekten etkileyici olmuş farklı yerlerdeki farklı insanlar arasında kurulan bağlantılar ise çok yerinde olmuş diyebilirim. Sonuç olarak bence okumamız gereken bir kitap ortaya çıkmış.

Bu arada İstanbul Oyuncak Müzesine gitmem gerektiği kanatine vardım uygun olan en kısa zamanda giderim umarım. Sizinde gitmenizi tavsiye ederim. Oyuncak müzesinde bulunan oyuncakların bir kısmının hikayesi ise çok güzel bir biçimde kitapta anlatılmış.

Arka kapakta ise şunlar yazıyor

Sunay Akın yeni kitabı Ay Hırsızı’nda gözünü Ay’a dikiyor ve bir arkeoloğun sabrıyla kazıyor insanlığın ortak birikiminin üzerine çöken tozu toprağı… Ortaya çıkardığı bilgiyi şair duyarlığıyla ilmek ilmek dokuyor ve okurunu hayrete düşürecek öyküler bir bir diziliyor karşımıza.

Cervantes ve Mimar Sinan hangi caminin inşaatında buluştu?.. Enver Paşa’nın uçağı kaç kez düştü?.. Piri Reis’in haritası Topkapı Sarayı’nda nasıl bulundu?.. İstanbul Boğazı’nı yürüyerek geçen Attila Hülagü’nün sırrı neydi? 157 yıl yaşayan Zaro Ağa’nın Amerika seferi… Atatürk neden hiç uçağa binmedi?..

Bir Garip Reklam

Tarih: January 23rd, 2010 Kategori: Genel Hatıra Notlar

Bu reklamda ben oynuyorum :)

Şimdi buraya bu videoyu koymak ile iyimi yaptım kötümü yaptım bilmiyorum açıkçası. Çünkü internette okuduğum bazı yazılarda şu şekilde uyarılar yapılıyor “Blogunuza yazdığınız yazılara dikkat etmelisiniz, bugün koyduğunuz bir yazı video yada resim ilerde iş hayatınızda karşınıza çıkabilir ve iyi olmayan sonuçlara neden olabilir”. Bir açıdan doğru ama şimdi içimden buraya koymak geldi bu videoyu. Bilgisayarımın tozlu dosyaları arasından çekip çıkardım sırf bunun için.

Bu yaz yani 2009 yazında yakın arkadaşım Enes Dereli tarafından düşünülüp yapılmış bir videodur kendisi. Aslında amacımız reklam değildi ama video sonunda baktık ki Uykusuz Dergisinin reklamını yapmışız. Olsun severek okuduğumuz bir dergidir kendisi özellikle Umut Sarıkaya’nın karikatürlerini ve yazılarını çok severim.

Gerçi Uykusuz için iyi bir reklam mı oldu yada kötü bir reklamı oldu bilemiyorum. Bu durumda “Reklamın iyisi kötüsü olmaz” diyip geçiyorum.

Neyse lafı çok uzatmadan sizi Bir Garip Uykusuz Reklamı ile baş başa bırakayım. Bakalım yorumlarınız ne olacak.

“Poğaça”

Tarih: January 22nd, 2010 Kategori: Hatıra

Bugün yemek yaparken aklıma geldi birden

Küçükken yani evin içinde o odadan diğer odaya koştuğum zamanlar. Şuursuzca koşarken arada bir annemin yanına uğruyorum tabi uğrama amacım farklı oluyor her seferinde bunlar; acaba annem mutfakta ne yapıyor, akşama ne yemek var, su tabancamın içine su doldurmak, gizlice çiğ yufka yemek, dolabın kapağını açıp dakikalarca bakmak boş boş yada yemek yapan anneyi izlemek acaba neler yapıyor diye…

Tam o sırada annem seslenir “oğlum yardım et şu kek harcını çırp” der mesela tabi benimde en büyük eğlencem elimde mikser birşeyleri çırpmak, çırparken o harcın yada hamurun aldığı şekle bakmak, yan taraftan ek yumurta koyulunca nasıl çırpıldığını izlemek.

Özellikle çırparken “lan şu mikserin telleri nasıl birbirinin içinden geçiyor acaba” diye kendi kendime sorup, incelemek için çalışırken mikseri havaya kaldırmamla ortalığın batması sonra anneden şaplağı yemek falan güzel şeylerdi bunlar….

Read the rest of this entry »

Korku

Tarih: January 19th, 2010 Kategori: Türkiye

Erdil Yaşaroğlundan harika bir karikatür daha.

Read the rest of this entry »

Bir Tekme de Benden

Tarih: January 19th, 2010 Kategori: Günlük Hatıra Türkiye

Koşa koşa eve geldim, bilgisayarımı açtım ve bu yazıyı yazmaya koyuldum. Olayı sıcağı sıcağına anlatmak istedim size…

Eve gelirken önümde 45-55 yaşlarında bir dayı yürüyordu. Dış şekil itibari ile tam bir dayı ya benzemekteydi ayağında topuklarına bastığı kundura bir ayakkabı vardı. “Ayağında(ki) kundura” ile hızlı adımlarla yolda yürürken aniden sendelemeye başladı ve kafası öne gelecek şekilde ayakları geride (kambur bir pozisyonda) yani tam bir düşme pozisyonunda ileri doğru hızlı adımlarla ilerlemeye başladı sonra tam düzeldim derken park etmiş arabalardan birisinin dikiz aynasına çarpıp aynı pozisyonda sola doğru yürümeye başladı. Bu sırada şaşkın durumda DAYI‘yı izleyen bende boş durmadım koşarak gittim bir tekme ben attım sonra DAYI yüzüme baktı şöyle dedi;

–Dayıcığına hiç acımadın mı evladım neden bana tekme atıyorsun ? Babacığınım ben senin…

Cevabım ise…

–”Sen hiç bir sabah kalktığında karşında yere düşen bir adam görüp bu adama yardım edememek nedir bilirmisin dayı” dedim. “Sen hiç intikam ateşi ile yanıp aşk ateşi ile kavruldunmu dayıı…” dedim. “Hayat acımasızdır dayı yere düşüne bir de sen vurucaksın… vurucaksınki hiç yerden kalkamasın hayat denilen oyundan bir kişi daha eksilsin…”

Dedim.

…. Atölyesi

Tarih: January 17th, 2010 Kategori: Notlar

Son zamanlarda dikkatimi çekmeye başladı herşeyin sonuna “…. Atöylesi” yerleştiriliyor örnek vermek gerekirse şöyle;

  • Caz Atölyesi
  • Rock Atölyesi
  • Eğitim Atölyesi
  • Kariyer Atölyesi
  • Düşünce Atölyesi
  • Fotoğraf Atölyesi
  • Oyun Atölyesi
  • Yazılım Atölyesi

Daha neler söylesem…

  • Tiyatro Atölyesi
  • Oyunculuk Atölyesi
  • Müzik Atölyesi…

Bu böyle uzar gider. Uzaktan bakılınca gayet orjinal bir isim gibi duruyor gerçekten ama biraz inceledimi bu isimleri her yerde karşımıza aynı şey çıkıyor. Bu yüzden artık şu “…. Atölyesi” tarzı isimlerden vazgeçsek diyorum biraz daha düşünsek gayet orjinal isimler bunulunabilir bence.

1 / 5 12345»