Günümüzde ulaşım hayatımızın vazgeçilmezlerindir. Fakat bu vazgeçilmezlik artık hayatımıza fazlaca zarar vermekte ve küresel ısınma, egzoz çıktıları, fosil yakıtlarının gittikçe azalması gibi etkenler insanları alternatif enerji kaynaklarını kullanmaya yöneltmektedir. Bu noktada da hidrojen enerjisiyle çalışan araçlar devreye girmektedir. Hidrojenin temiz ve özellikle yenilenebilir bir enerji kaynağı olması diğer alternatif enerji kaynaklarından daha kullanılabilir yapmıştır. Evrende en çok bulunan element hidrojendir. Bir düşünün önümüzde hiç tükenmeyecek bir yakıt bulunmakta…Yazının Devamı İçin Tıklayın…

Read the rest of this entry »

ÖSS puanları açıklandı, yavaş yavaş tercihleri yapıyor herkes bir yerlere girme telaşında. Zamanında bende böyleydim inanın tercih yapmak sınavdan daha zor birde hiç bir zaman alınan puan beğenilmez istenilen bölüme yetmez gibi bir durum vardır (öss birincilerini muaf ediyorum bu durumdan). Özellikle bu yıl ilk kez üniversiteye gidecek olanlar okusun bu yazıyı. Okutun, okutturalım efendim…

Read the rest of this entry »

3G Hakkındaki Acımasız Gerçekler

Tarih: July 28th, 2009 Kategori: Kısa Bilgi

Bugünlerde herkesin dilinde bir 3G’dir gidiyor. Her yerde bu teknoloji ile yapabileceklerimiz yazılıyor çiziliyor. Görüntülü konuşma ise herkesin dilinde, benim azımdan ise önemli olan heryerden yüksek hızlı internet ama önemli bir sorun var yüksek fiyatlar ve “eski teknoloji”, bu eski teknoloji olayına daha sonra değinicem. İlk önce hep birlikte Türkiyedeki operatörlerin 3G fiyarlarına bakalım…(Yazının devamı için tıklayınız)

Read the rest of this entry »

Unutkanlık

Tarih: July 27th, 2009 Kategori: Deneme

Uzun bir ara oldu bu bloga yazmayalı. Nedense ilk zamanlardaki yazma isteğini kaybetmiş bulunmaktayım bu yazıyı yazmak bile zor geldi hatta. Araya vizeler, finaller, ödevler, projeler, staj derken bir sürü şey girdi ve yazmaya vakit bulamadım. Ama artık ilgilenmeye kara verdim ikinci açtığım blog olan www.muhendisiz.org karşısında üvey evlat muamelesi görmesine içim elvermedi nede olsa burası benim açtığım ilk blog. Bundan böyle devamlı burda yazmaya çalışıcam bakalım ne olucak.

Coca Cola

Tarih: July 21st, 2009 Kategori: Uncategorized

Babam yıllardan beri Coca Cola Fabrikasında çalışır. Küçükken bazen beni de o fabrikaya götürürdü. Özellikle fabrika bahçesinde yapılan barbekü partilerinde fabrikanın içini gezme şansım oluyordu. İlk defa Coca Cola hakkında o fabrikada bilgi almıştım. Coca Cola’nın bir eczacı tarafından yapılıp eczanede satıldığını öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Bu eczacı amcanın yaptığı serinletici şurup beklediğinin üzerinde bir satışa ulaşmış ve isim arayışlarında eczacı amca kendi el yazısıyla Coca Cola adını vermiş. Coca Cola ilk yazıldığı şekilde hala kullanılmaktaymış. Fabrikaların duvarındaki resimlerde şimdiye kadar kullanılmış olan şişeleri görmüştüm ve tarihine ait değişik resimler de vardı.

Bence Coca Cola dünyanın en çok içilen içeceği olmayı  hakediyor. Başka hangi içecek vardır ki tuzluyla, tatlıyla , ekşiyle ve diğer tüm tatlarla aynı anda içilebilen. Hem hamburgerin yanında hemde pastayala içilebilen bir içecek. Tüm zararlarına rağmen vazgeçemediğim içecek.  Zaten evde bukadar fazla kola varken vazgeçmek zor. Üniversite için Tekirdağ’dan Eskişehir’e çok kola taşıdım hala da taşıyorum. Fazla koli getirebilmek için yanıma çok az eşya alıyorum yürüyerek 5 dk olan yolu taksiyle gitmek zorunda kalıyorum o kolalar yüzünden ama…

Read the rest of this entry »

Sınıf başkanı

Tarih: July 19th, 2009 Kategori: Anelya

İlkokul 1. sınıfa yeni başlamış olan ve çalışma aşkıyla yanıp tutuşan öğretmenin bir dediğini iki etmeyen o çalışkan kız çocuğu..

O sınıf duvarlarında asılı olan “Ali bak.”, “Ali ata bak.” yazan büyük fişleri hatırlarsınız. Öğretmenimiz ders sırasında o fişleri bol bol okutmuş ve yeni harfler öğrenmemizi sağlamıştı. Tenefüste ise tekrar etmemizi söylemişti. İşte herşey öğretmenin tekrar et demesiyle başlamıştı. İçimde uyanan yönetici ruh sınıfı bir öğretmen gibi yönetmem gerektiğini söylemişti. Sıramdan kalkıp öğretmen masasındaki fişleri gösterip okumamızı sağlayan öğretmen çıtasını aldım. Fişleri gösterip o sıradatenefüste koşturup oynayan dersten uzak olan sınıfa emrettim “Okuyun..” Ama benden sonra kimse tekrar etmedi. O kadar sinirlenmiştim ki inadıma öğretmen derse geldiğinde tüm sınıfı şikayet ettim.  Öğretmense gülerek sınıfa baktı ve “Aferin çocuklar böylece ilk sınıf başkanınızı seçmiş oldunuz” dedi. Sanırım benim o öğretmenin g.tünde koşan her istediklerini yapan, sınıfı gerekirse gambazlayan o çocuklardan sanmıştı. Sınıfın çalışkanlarında olan bir kızda yardımcım seçildi. Bir öğretmen edasıyla “Susun!” dediğimde bi sınıfı susturacağımı sanan ben susturamadığımda sinirlenip bazen kavga bile ediyodum. Bunun üzerine sınıfın isteğiyle ve kurnaz yardımcımın isteğiyle sınıf başkanı seçimleri tekrar yapıldı. Bense sınıf yardımcılığına düştüm. Bu düşüşü kabullenmeyip bir hafta içinde yardımcılığı bıraktım. Yediremedim kendime bida da hayatım boyunca hiçbir sınıfta bu işlere kalkışmadım ve o yönetici inatçı hal zamanla eriyip gitti. Keşke hiç gitmeseydi..

Oyuncak ayılar

Tarih: July 14th, 2009 Kategori: Uncategorized

Çoğu kızın başında olan peluş ayı, tavşan, ördek … ve diğer hayvan oyuncakları yaşımız ne olursa yatağımızın üstünden eksik olmayan o tatlı oyuncaklar..

İlk oyuncak ayım aslında benim için ikinci el bir oyuncaktı. Anneannem o zamanlar çocuk bakıcılığı yapıyodu. Birgün eve yırtık pırtık bir oyucak getirdi.  Baktığı çocuğa alınmış bir oyuncaktı ama çocuk o tatlı ayıyı beyenmemiş ve küçük bir çakı ile bıçaklayıp parçalamış. Anneannem de o parçalanmış ayıyı bana getirmişti. Annem onu bi güzel dikti. Burnu falan biraz yamuk olsa da gayet iyi olmuştu. O ayıcığıma Tontiş adını verdim. En sevdiğim oyuncak olmuştu bir anda onunla yatıp onunla kalkıyodum. Evde yanlız kalıyodum bazen 6 yaşındayken ve korktuğumda eve hırsız girerse ayımı almaması için dua ederdim. Bu kadar ilgiye dayanamayan ayıcığım zamanla iyicene eskidi ve bür sürü kaza atlattı. Ailem birgün eve hediye bir ayıyla geldi. Çok sevinmiştim yeni ayımın tarzan kıyafeti olduğu için adını Tarzan koydum. Annemler o çok eskiyen ayımı atacağımı düşünmüşlerdi ama onu hala sevdiğim için hala saklıyorum. Zamanla yaşım büyüdü 20 oldu ama hala ayımla yatmadığım zaman kolumda bi boşluk hissediyorum. Alışkanlık sanırım. Üzüldüğüm zamanlarda yada sevindiğimde Tarzan’nın yüzüne baktığımda sanki ruh halime göre değiştiğini görürüm. Yanımda beni psikolojik olarak rahatlatan birşeyin olması güzel cansız olsa bile…

Dondurma

Tarih: July 10th, 2009 Kategori: Anelya

Bugünlerde neredeyse hergün yediğim o serinletici lezzet : DONDURMA

2 3 yaşlarında küçük bir kız. Eskişehir’de bodrum kattaki kiralarından dedesinin bisikletiyle evlerinin ordaki parka gittiler (O park şu anda hala var ve engelliler için olan bi okulun parkı şu anda). Gerçekten sıcak bir gün ve parkta koşup oynayan çocuklar. O küçük kızı dedesi salıncakta sallandırmakta bazende kaydırağa bindirmekteydi. Sonra biraz dinlenmek için oradaki banka oturdular. Çevreye , gelip geçen değişik insanlara bakıyolardı. Ellerinde dondurmayla geçen birkaç kişiye bide. Küçük kız hiç birşey söylemeden canının çok istediği o tatlıyo bakıyordu. Ama istemeyi bilmeyen kçük bir kız. Hiçbir zaman istemek öğretilmemişti ona hani istediği bir şey için ağlayan zırlayan kendini yerlere atan bir çocuk olmamıştı. Hep ona verilenleri kabullenmişti. Hayatı boyunca dedesinin içinde ukte kalıcak birşey sarfetti dudakları :

“Dede senin canın hiç dondurma istemiyo mu?”

Dedesi diyecek bişi bulamamıştı bişi demeden onu bisiklete bindirip sessizce ayrıldılar o parktan.. Küçük torununa bir dondurma alamamıştı.

Yıllar sonra taşlar yerine oturunca durumlar iyileşince bana aldığı ilk şey bir dondurma oldu. Bana ve tüm aileye her akşam yemeğinden sonra dondurma ısmarlayan o tatlı dedem o zaman duyduğu sıcak üzüntüyü şimdi aldığı dondurmalarla soğutmaya çalışıyordu.

Bu anıyı yıllar sonra öğrendiğimde bende hüzünlendim demekki bu isteyememe özelliğim o zamanlardan kalmaktaydı.

Beni de köpek ısırdı

Tarih: July 1st, 2009 Kategori: Anelya

İlk başıma gelen kötü olay

O zamanlar 3 yaşında olmama rağmen herşeyi detaylı hatırlıyorum.Kütahya’da karşısında orman olan bir apartmanda yaşıyoruz. Evimizin baktığı bu orman bir çam ormanı ve kıyısından içebildiğimiz bir kaynak suyu vardı. Ormanın bi ucunda ise küçük bir gecekondunun etrafında 7 8 adet köpek bağlıydı. Gecekonduda insanlar o köpekleri yeriştirerek satıyolardı. İki küçük kız kumdan pasta yaparak ormanda oynuyorduk ve pastayı süslemek için açan minik kırmızı çiçeklerden topluyorduk. Birden arkamda birşey hissettim ve o kadar bir çocuk ne hızda koşabilirse o hızda koymaya başladık. Bu bir köpekti. Zincirini koparmış olan kocaman bir kurt köpeği.. Şimdi adını hatırlamadığım o kız kaçabilmişti ben ise ayağımda olan pabuçlar yüzünden kaçamamış köpeğin arkamdan atılmasıyla yere düşmüştüm. Annem o sırada balkonda çamaşır seriyomş ama 4. kattan yapabileceği çok bişey yoktu. Onun çığlıklarını duyabiliyodum. Sonra köpek beni bacağımdan ısırdı. Ama bi acı hissetmedim çünkü o anın korku ve paniği acıyı bastırmıştı sanırım. Sonra birinci katın camından atlayan genç bir abi beni köpekten kurtardı. Otobüsle hastaneye gittiğimizi hatırlıyorum. Herhalde arabamız yokmuş. Hastanede göbeğimden iğne yaptılar ve sonra günlerce kuduz aşısı oldum. O köpeği ise karantinaya aldılar kuduz mu ölücek mi diye ama kuduz değilmiş. O diş izini hala taşımaktayım zamanla kaybolup sadece tek bir dişin izi kaldı oda bana bu anı için hatıra işte.. Annem o günden sonra tüm köpeklerden nefret etti. Şimdi bir köpeğimiz var. Annem ilk defa bir köpeği seviyor ama hala dokunamıyor.  Ben ise küçükken yapılan kurşun döktürme seyansları sayesinde köpekleri hala seviyorum.

Anelya

1 / 1 1