Karışan Bavullar

Tarih: February 7th, 2010 Kategori: Anelya Günlük

Dün 2 haftalık bi tatilden sonra Çorlu’dan Eskişehir’e döndüm. Yine çekilmez bir otobüs yolculuğu geçirdim. Bizim oralara Eskişehir’den direkt gitmek istiyosan genellikle Buzlu’yla gitmek zorundasındır. Bende öyle yaptım 4 tane bavulla düştüm yollara yalnız oturduğuma sevindim. Yanımda beni rahatsız edip devamlı konuşan, müziği son ses açıp kulaklık olduğu halde tüm otobüse dinleten ya da kız olduğu halde igrenç derece ter kokan bi tip yoktu. Taa ki muavinin servis açıp işte çay, kahve, kola ve tek çeşit kekten oluşan menüsünü bize sunana kadar. Ben bu menüye alışkınım gerçi sorun bu değil, sorun arkadaki 55 yaşlarındaki kürtçe konuşan amcanın kolayı içip içip sesli bir biçimde birkaç kere gegirmesi arapça hareketli bir müzik çalan telefonunun devamlı çalması ve kendi dilince konuşup durması illa olmasa böyle vakalar o yolculuğum zaten hayırlı gitmez.

Bunlar ufak şeyler asıl olay

Read the rest of this entry »

Fark var..

Tarih: September 3rd, 2009 Kategori: Anelya

Gittim, gezdim, gördüm ve kafamda Türkiye ve Bulgaristan arasında farklar oluştu. Neresi iyi karar veremedim. Çift vatandaş olarak yazdım ama gönlüm herşeye rağmen Türkiye’de..

Bulgaristan

  1. Şöyle genel olarak çevreye baktığımızda yapılar hep eski güzel yapmışlar zamanında ama şimdi için bakım yapmamışlar. Duyduğuma göre yenilik için Avrupa Birliği’nin verdiği paraları da yemişler. Güzel ve temiz ama eski çoğu mekanlar, çarşılar , çevreler.
  2. Adamlar keyfi çalışıyo tok satıcı hepsi resmen salak satıcının biri saat 5 olduğunda kapatıyoz diye bizde dahil dükkandaki tüm müşterileri çıkarttı. Ulan turist dükkandan çıkartılır mı?
  3. Pazarların giyim kısımlarını satan satıcıların çoğu çingene ve Türkçe konuşuyolar ve pazarlığa geliyolar. Ama normal Bulgar bir sarıcıya 1 lev bile indirim yaptıramazsınız.
  4. Kaldığımız evde olan 2 tuvallette ve diğer restorant gibi yerlerde girdiğim hiçbir tuvalette klozet içinde bulunan taharet musluğu dediğimiz musluk yok ya bunlar popolarını yıkamıyo mu?
  5. O kadar ormanlarda dolaştık heryer tertemiz adamlar çevreyi temiz tutuyo bide yürüyüş yapan bazı dede ve ninelerin ellerinde poşetle eğer çöp görürlerse topladıklarını gördüm. Hiçbir zorlama yokken içlerinden gelerek çöp toplamaları çok hoşuma gitti.
  6. Yaptığımız yürüyüşlerde tanımadığımız ve yanımızdan geçen herkesin çoluk çocuk bize selam vermeleri de çok güzeldi.
  7. Bir kız olarak kimsenin sapıksak bakışları olmadan isteğim kıyafeti, eteği giyebilmeyi ve hiç rahatsızlılık duymamayı da sevdim.
  8. Acayip kötü yabancı dizi, fil  seslendirmesi yapıyolar. Diğer dil duyuluyo alt seste ve bir kadın vebir erkek nerdeyse tüm diziyi, filmi, tüm karakterleri seslendiriyo ya .
  9. Saat 8′ den sonra açık bakkal falan bulamazsınız. Tüm marketler, bakkallar kapanıyo ancak benzinliğe gidersiniz birşey çekse canınız.
  10. Alışveriş yaparken aldığınız her naylon torba için parasını ödersiniz çevre için çok iyi bişey.
  11. Dağlarda tek başına yürüyüşe çıkan kadınları ve yaşlıları hep gördük. Demekki oralar bile güvenli ve korku duymuyorlar.
  12. Yüksek hızlı sınırsız internet 10 lev (10tl) modem bedava bu arada.

Türkiye

  1. Binaları, çevresi, yolları dış görünüşüyle bakımlı ve oraya göre lüks bile sayılan apartmanlarımız var etrafta çevre güzel gözüküyo ama onlar gibi küçük ilçelerde bile bulunan kocaman parklarımız yok.
  2. Bizde genelde yeni müşteriyi kimse kaçırmak istemez zaten 5′te dükkan kapatan da yoktur nerdeyse (bide yaz günü) hele bide turistse yapışır bırakmaz iyi para var bunda diye hoşgörümüzü seveyim.
  3. Pazarlar ve bazı dükkanlar dahil iyi pazarlık yaparsanız amaç müşterinin ayağı alışsın.
  4. Bizde her tuvaletin olmazsa olmazı büyük kolaylık gerçekten o musluk ya.
  5. Çoğu yeşillik, ağaçlık yerlerimiz piknik kültürümüzden dolayı hep pis toplamıyoruz devamlı pisletiyoruz bence çevremizi, güzelliklerimizi.
  6. Burdada selam verirler sizde verirsiniz ama bazen selam verip borçlu çıkabilirsiniz.
  7. Etek giyiyosun göz göz değil ağıza dönüşüyo resmen bazı kişilerde hiç rahat olamıyorum. Kıyafet özgürlüğü elinden alınıyo memlekette kadınların resmen bazı sapıklar yüzünden.
  8. Valla biz gerçekten güzel seslendirme yapıyoruz oraya göre, çevirilerimiz kötü olsa bile önem veriyoruz seslendirmeye biz.
  9. 12′ye 1′e kadar bakkallarımız, marketlerimiz açıktır. O saate kadar canının istediğini alabilirsin.
  10. Bizde poşet bedava, marketlerde aldıklarını sırf daha çok poşet alabilmek için tek tek poşetleyeni bile gördüm. Bedava diye aşırı tüketiyoruz ve çevreyi kirletiyoruz. Türkiye’de de poşet paralı olsun.
  11. Erkek bile olsan tek başına dağda yürüyüşe çıkamazsın burda kesip gömerler anlamazsın valla hırsızlar, katiller pusu kurar buralarda sırf 2 kuruşunu almak için. Kadına ne hacet ormanda yanlız yürümek başına gelicek belli zaten buralarda.
  12. Yüksek hızlı sınırsız internet 49 tl modem bedava (Ttnet sana kafam girsin!)

Anelya’nın Bulgaristan Günlüğü

Tarih: August 20th, 2009 Kategori: Anelya

Her Bulgaristan göçmeninin yaptığı şey yaz geldiğimi illa Bulgaristan’a gidip bi havasını solumak, tatilini yapmak, gezmek gelmek.  Bizde öyle yaptık uzun süredir gitmediğimiz Bulgaristan’ı bi gezdik geldik.

Küçüklükten beri değişik bir çok şehrini gezip gördüğüm bu yerin yine değişik bir şehrine orada ne olduğunu bilmeden gidiyorduk. Yolu bilmediğimiz için yolu şaşırarak şehire ters yönden girmeyi başardık. Geldik dediklerinde çevreme bi bakındım ve bu eski yerde fazla kalamayacağımızı düşündüm. Bizi önceden kiraladığımız eve götürmek üzere hiç evlenmemiş 63 yaşındaki öğretmen Merka abla(biz ona abla dedik ailecek çünkü gerçekten yaşlı gibi değildi)karşıladı. İçim buruk olarak kalacağımız yere doğru ilerledik. Eve girip salonu gördüğümde burukluğum biraz gitti. Gerçeketen güzel mobilyaları olan nostajik bir evdi. Evi kardeşle biraz karıştırdığımız zaman 100 e yakın plak, eski radyo, modern bir gramafon, kumandasız o televizyonlardan, hala çalışan 20 yıllık telefon, yaklaşık 50 60 yıllık eski romanlar kitaplar bulduk. Hayatımda görmediğim şeylerdi bunlar gerçekten bayıldım. Gramafonun çalışmamasına çok üzüldük o kadar dinlenicek plak vardı ki bende ilk defa plak sesi duymuş olacaktım.

Kaplıcaları olan küçük bir kasabaymış Velingrad.. Çamlarla kaplı dağlarla çevrili şirin biyermiş. Yerli halkı pomak dediğimiz isimleri Türkçe, dini İslam ama dili Bulgarca olan insanlardan oluşuyomuş. Tam yanımızdan biri geçiyo tip aynı Türk diyoz bi bakıyoz Bulgarca konuşuyo adları Ayşe, Fatma şaştım kaldım. Köylerden evin önündeki pazara gelen satıcı teyzelerin dağlardan topladığı böğürtlen, ahududu, orman meyvesi ve dağ çileklerinden bolbol yeme şansı buldum. Gerçekten harika meyveler bida ne zaman bu kadar bol yerim bu meyvelerden bilmem.

Tatilin en güzel yanı sabahları çam ormanlarında yaptığımız yürüyüşlerdi. Her sabah dağların eteklerinden başlayıp tepesindeki Aziz Nikola Kilisesinde biten yürüyüşlere çıktık. Ama biz sabah 7de giderken o yaşlılar dönüyorlardı. Hiç üşenmeden her sabah o kadar yolu yürüyolarmış. İlk günlerin vardiği hamlık bittikten sonra yürüyüşleri uzattık. Yaklaşık 10 km ye yakın yürüdüğümüz oldu dağdan dağa geçtik kasabayı taa tepelerden izledik. O kadar yüksekten etrafa bakmak gerçekten müthiş bişey. Dağ tepe tırmandık su akan yerlerden yukarılara çıktık acayip büyük karınca yuvaları, sıkınca içinden toz fışkırtan yeşil mantarlar gördük. Dağların belli yerlerinde ve kasabanın bir çok yerinde bir sürü sıcak, soğuk akan çeşmeler var. Kimisi o kadar sıcak ki elini bile koyamıyosun 98 dereceye kadar sıcak çeşmeler var. Annem her çeşmeden su içirdi bize şifadır diye ama yumurta gibi kokan bi çeşmenin suyu çok kötüydü.

Şansımıza gittiğimiz zaman oraya İtalyan Sirki gelmişti. Afişlerinde köpek balığı, su aygırı, penguen, fok balığı gibi canlıların olmasından su sirki olduğunu anlamıştık. Gittik bilet aldık ve kardeşle çadıra girdiğimde hayal kırıklığına uğradım çünkü kocaman bir havuz bekliyodum. Ama normal bir sahne vardı. Annem babam olmadan ilk defa kardeşle dil bilmediğimiz bu ortamda saf saf bakınıyoduk. Kardeşin patlamış mısır istemesiyle medeni cesaretimi toplayıp gitmem bir oldu mısırcının yanına el kol hareketleriyle mısırı almayı başardım. Büyük bişi yapmışım gibi bir sevinçle koşarak döndüm geriye. Sunucunun hiçbir dediğini anlamayarak izledik gösterileri biraz yavan kalsada herşey güzeldi. Bide küçücük bir köpek balığını akvaryum içinde gösterdiler afişleri görseniz kocaman dişleri olan bi köpek balığı koymuşlar üçkağıtçılar :) Yinede eylendik güzel yapmış adamlar.

Buradaki yemek fiyatlarına gerçekten şaşırdık. Evde bazen ızgara yaparız diye getirdiğimiz elektrikli ızgarayı hiç kullanmadık. Çünkü dışarıda bir restorantta yemek yemek daha ucuzmuş. Çok güzel pizzalar yedim bide sandviçler bide o kocaman toplu kule gibi olan dondurmalar hem farklı hem lezzetliydi. 4 kişi canlı müziğide olan yemeğinden içkisine tatlısına kadar yediğimiz bir yerde 35 lev(yaklaşık 35 tl işte) ödeyip çıktık mesela. Yemeklerin bu kadar ucuz olması kilolarıda beraberinde getirdi valla.

Evimizin arkasında tren garı vardı. Ama ne biçim bi raydı onlar daracık bizim rayların yarısı kadar. Treni görünce bizde binelim dedik değişiklik olsun bida binemem belki bu kadar eski bir trene. Bileti aldık herkes oturabildiği yere oturuyo hemen kurulduk bi yere bizim dışımızda bir vagon turist daha vardı. Tren hareket ettiğinde gerçek bir trene bindiğimi anladım o çufçuf diye giden arada düdüğünü çalan trenler var yaonlardan işte yaylana yaylana gidiyo daracık rayda. Gidipte dönüş trenine bineceğimiz gar 1,5 saat uzaklıkta dediklerine göre Avrupanın en yüksek garıymış. Tren gara gidene kadar devamlı dağlara tırmandı manzara çok güzeldi ve 23 tane tünel geçtik o kadarcık yolda turist dolu vagondaki turistler tünellerde “mamo”, “mother” diye bağırıp treni inletiyolardı. Bizim vagonsa süt satan köylülerin bindiği gerçekten ağır bir ekşi süt peynir ne olduğu belirsiz kokuları olan bir vagondu o bakımdan biraz kötüydü. Dönüşe bindiğimiz tren daha eski ve daha havadardı. Tren yolculuğumuzda çok nostajikti ve güzel bitti.

Daha anlatılcak şeyler var ama yeter bukadar şimdilik sadece sınırda geçişlerde burda Anelya adını kullanmama rağmen bana Anelia diye seslenen memura çok acayip baktım. Daha önce kimse bu isimle ben olarak hitap etmemişti bana çok acayibine gidiyo insanın duyunca birden. Jeton geç düşütü kafaya ” Evet benim Anelya“…

Sınıf başkanı

Tarih: July 19th, 2009 Kategori: Anelya

İlkokul 1. sınıfa yeni başlamış olan ve çalışma aşkıyla yanıp tutuşan öğretmenin bir dediğini iki etmeyen o çalışkan kız çocuğu..

O sınıf duvarlarında asılı olan “Ali bak.”, “Ali ata bak.” yazan büyük fişleri hatırlarsınız. Öğretmenimiz ders sırasında o fişleri bol bol okutmuş ve yeni harfler öğrenmemizi sağlamıştı. Tenefüste ise tekrar etmemizi söylemişti. İşte herşey öğretmenin tekrar et demesiyle başlamıştı. İçimde uyanan yönetici ruh sınıfı bir öğretmen gibi yönetmem gerektiğini söylemişti. Sıramdan kalkıp öğretmen masasındaki fişleri gösterip okumamızı sağlayan öğretmen çıtasını aldım. Fişleri gösterip o sıradatenefüste koşturup oynayan dersten uzak olan sınıfa emrettim “Okuyun..” Ama benden sonra kimse tekrar etmedi. O kadar sinirlenmiştim ki inadıma öğretmen derse geldiğinde tüm sınıfı şikayet ettim.  Öğretmense gülerek sınıfa baktı ve “Aferin çocuklar böylece ilk sınıf başkanınızı seçmiş oldunuz” dedi. Sanırım benim o öğretmenin g.tünde koşan her istediklerini yapan, sınıfı gerekirse gambazlayan o çocuklardan sanmıştı. Sınıfın çalışkanlarında olan bir kızda yardımcım seçildi. Bir öğretmen edasıyla “Susun!” dediğimde bi sınıfı susturacağımı sanan ben susturamadığımda sinirlenip bazen kavga bile ediyodum. Bunun üzerine sınıfın isteğiyle ve kurnaz yardımcımın isteğiyle sınıf başkanı seçimleri tekrar yapıldı. Bense sınıf yardımcılığına düştüm. Bu düşüşü kabullenmeyip bir hafta içinde yardımcılığı bıraktım. Yediremedim kendime bida da hayatım boyunca hiçbir sınıfta bu işlere kalkışmadım ve o yönetici inatçı hal zamanla eriyip gitti. Keşke hiç gitmeseydi..

Dondurma

Tarih: July 10th, 2009 Kategori: Anelya

Bugünlerde neredeyse hergün yediğim o serinletici lezzet : DONDURMA

2 3 yaşlarında küçük bir kız. Eskişehir’de bodrum kattaki kiralarından dedesinin bisikletiyle evlerinin ordaki parka gittiler (O park şu anda hala var ve engelliler için olan bi okulun parkı şu anda). Gerçekten sıcak bir gün ve parkta koşup oynayan çocuklar. O küçük kızı dedesi salıncakta sallandırmakta bazende kaydırağa bindirmekteydi. Sonra biraz dinlenmek için oradaki banka oturdular. Çevreye , gelip geçen değişik insanlara bakıyolardı. Ellerinde dondurmayla geçen birkaç kişiye bide. Küçük kız hiç birşey söylemeden canının çok istediği o tatlıyo bakıyordu. Ama istemeyi bilmeyen kçük bir kız. Hiçbir zaman istemek öğretilmemişti ona hani istediği bir şey için ağlayan zırlayan kendini yerlere atan bir çocuk olmamıştı. Hep ona verilenleri kabullenmişti. Hayatı boyunca dedesinin içinde ukte kalıcak birşey sarfetti dudakları :

“Dede senin canın hiç dondurma istemiyo mu?”

Dedesi diyecek bişi bulamamıştı bişi demeden onu bisiklete bindirip sessizce ayrıldılar o parktan.. Küçük torununa bir dondurma alamamıştı.

Yıllar sonra taşlar yerine oturunca durumlar iyileşince bana aldığı ilk şey bir dondurma oldu. Bana ve tüm aileye her akşam yemeğinden sonra dondurma ısmarlayan o tatlı dedem o zaman duyduğu sıcak üzüntüyü şimdi aldığı dondurmalarla soğutmaya çalışıyordu.

Bu anıyı yıllar sonra öğrendiğimde bende hüzünlendim demekki bu isteyememe özelliğim o zamanlardan kalmaktaydı.

Beni de köpek ısırdı

Tarih: July 1st, 2009 Kategori: Anelya

İlk başıma gelen kötü olay

O zamanlar 3 yaşında olmama rağmen herşeyi detaylı hatırlıyorum.Kütahya’da karşısında orman olan bir apartmanda yaşıyoruz. Evimizin baktığı bu orman bir çam ormanı ve kıyısından içebildiğimiz bir kaynak suyu vardı. Ormanın bi ucunda ise küçük bir gecekondunun etrafında 7 8 adet köpek bağlıydı. Gecekonduda insanlar o köpekleri yeriştirerek satıyolardı. İki küçük kız kumdan pasta yaparak ormanda oynuyorduk ve pastayı süslemek için açan minik kırmızı çiçeklerden topluyorduk. Birden arkamda birşey hissettim ve o kadar bir çocuk ne hızda koşabilirse o hızda koymaya başladık. Bu bir köpekti. Zincirini koparmış olan kocaman bir kurt köpeği.. Şimdi adını hatırlamadığım o kız kaçabilmişti ben ise ayağımda olan pabuçlar yüzünden kaçamamış köpeğin arkamdan atılmasıyla yere düşmüştüm. Annem o sırada balkonda çamaşır seriyomş ama 4. kattan yapabileceği çok bişey yoktu. Onun çığlıklarını duyabiliyodum. Sonra köpek beni bacağımdan ısırdı. Ama bi acı hissetmedim çünkü o anın korku ve paniği acıyı bastırmıştı sanırım. Sonra birinci katın camından atlayan genç bir abi beni köpekten kurtardı. Otobüsle hastaneye gittiğimizi hatırlıyorum. Herhalde arabamız yokmuş. Hastanede göbeğimden iğne yaptılar ve sonra günlerce kuduz aşısı oldum. O köpeği ise karantinaya aldılar kuduz mu ölücek mi diye ama kuduz değilmiş. O diş izini hala taşımaktayım zamanla kaybolup sadece tek bir dişin izi kaldı oda bana bu anı için hatıra işte.. Annem o günden sonra tüm köpeklerden nefret etti. Şimdi bir köpeğimiz var. Annem ilk defa bir köpeği seviyor ama hala dokunamıyor.  Ben ise küçükken yapılan kurşun döktürme seyansları sayesinde köpekleri hala seviyorum.

Anelya

Ben kimim?

Tarih: June 30th, 2009 Kategori: Anelya Kısa Bilgi

Yavaş yavaş büyümek için doğumumdan başlıyorum.

Benim doğduğum yer Bulgaristan’nın bir şehri ama orada hiç yaşamadım. Ben iki aylık bir bebekken ailecek Türkiye’ye  sürgün edildik. Çünkü; benim dayımında içinde bulunduğe 5 arkadaş Türkiye’ye Bulgarların baskılarına karşı çıkarak kaçtılar. Buyüzden hiçbir eşyamızı alamadan yola çıkmışız. Çoğu kişi benim yollarda öleceğimi söylemişler. Bulgaristan’dan Türkiye’ye gelmemiz 1 haftadan fazla zaman almış. Ama bana bişi olmamış.

Benim hiç

Read the rest of this entry »

1 / 1 1