Seni kendi sinirinle döverim..

Tarih: March 18th, 2010 Kategori: Anelya Günlük

İşte yine başladılar..

Üst katımda bu aralar durmadan kavga eden ev arkadaşı iki kız. Biri ağlayarak durumdan şikayetçi olan, bağırıp çağıran, yumruğunu oraya buraya vuran tip. Diğeri sessiz, diğerinin bağırmalarını duymuyomuş gibi umursamaz bir tavır takınmış, ama o gittikten sonra ağlayan tip. İkisinin de tartışma sonucu ağlamalarından önceden iyi arkadaş oldukları anlaşılıyor. En iyisi ben bu kızlar bi isim vereyim. Çok bağıran Baskın, sessiz olan Çekinik olsun.

Baskın: “Bana isteklerin için yalvarma!”, “Ben bu evden gitmeni istemiyorum.”,”Benimle beraber yaşamaya mecbursun”, “İstediklerimi yapman lazım.” ,”Tüm bu huyundan sessiz durman sıkıldım konuş artık YETERRR”

Çekinik: “…………………………………………………………ses yok.”

Tabi baskın bağırıp duruyor Çekinikten ses çıkmayınca daha da sinir olup eşyaları falan fırlatıyor elini oraya buraya çarpıyor. Bu kavgalar bana eski anılarımı hatırlatıyor. Eski dostları ve eski kavgaları… Bende böyleydim bir zamanlar suskun tarafı oynardım hep. Karşımdaki bağıran tarafı oynardı. Sinirli olan tarafı sinirden çatlatmanın en iyi yolu onun bağırmalarını dinleyip hiç tepki vermemek ve susmaktır. O zaman bide susmana sinir olan kişi oraya buraya vurmaya başlayıp sinirini nerden çıkaracağını bilemiyor sen onunla ağız dalaşına girip sinirini akıtmasına izin vermediğin için bir süre sonra bağırırken ağlamaya başlıyor ve eli ayağı titriyor. Böylece karşı tarafı kendi siniriyle dövmüş oluyorsunuz.

Bunları da neden anlattım ki şimdi ah bu üst kattakileri dinlemekten kafam gitti ya aslında Çekinik de yanıt verse şöyle saç başa bir giseler daha heycanlı olcak ama olsun bu da iyi. Zaten o da doğru yolda devam ediyor yakında Baskın çıldıracak sanırım..

Neyse bu kadar yazı yeter kavgaya konsantre olamıyorum ben dinlemeye devam ediyorum. Bakalım ne olucak?

Youtube Üzerinden Oyun

Tarih: March 5th, 2010 Kategori: Genel Günlük Kısa Bilgi Notlar

İnternette dolaşırken karşılaştım bu oyuna. Küçüklüğümde hep almak için yanıp tutuştuğum ama pahalı olduğu için alınmayan o oyunca firması tarafından yapılmış -bu kadar ayrıntıya girmeye gerek yoktu- Hot Wheels kısacası. Aşağıdaki videoyu izlediğinizde yarışların tanıtım filmi ile karşılaşıcaksınız, daha sonra video sizi yönlendirecek. Yaratıcı bir oyun olmuş özellikle youtube üstünden oynanması ise ilginç.

Devamı Aşağıda…

Read the rest of this entry »

Karışan Bavullar

Tarih: February 7th, 2010 Kategori: Anelya Günlük

Dün 2 haftalık bi tatilden sonra Çorlu’dan Eskişehir’e döndüm. Yine çekilmez bir otobüs yolculuğu geçirdim. Bizim oralara Eskişehir’den direkt gitmek istiyosan genellikle Buzlu’yla gitmek zorundasındır. Bende öyle yaptım 4 tane bavulla düştüm yollara yalnız oturduğuma sevindim. Yanımda beni rahatsız edip devamlı konuşan, müziği son ses açıp kulaklık olduğu halde tüm otobüse dinleten ya da kız olduğu halde igrenç derece ter kokan bi tip yoktu. Taa ki muavinin servis açıp işte çay, kahve, kola ve tek çeşit kekten oluşan menüsünü bize sunana kadar. Ben bu menüye alışkınım gerçi sorun bu değil, sorun arkadaki 55 yaşlarındaki kürtçe konuşan amcanın kolayı içip içip sesli bir biçimde birkaç kere gegirmesi arapça hareketli bir müzik çalan telefonunun devamlı çalması ve kendi dilince konuşup durması illa olmasa böyle vakalar o yolculuğum zaten hayırlı gitmez.

Bunlar ufak şeyler asıl olay

Read the rest of this entry »

Bir Tekme de Benden

Tarih: January 19th, 2010 Kategori: Günlük Hatıra Türkiye

Koşa koşa eve geldim, bilgisayarımı açtım ve bu yazıyı yazmaya koyuldum. Olayı sıcağı sıcağına anlatmak istedim size…

Eve gelirken önümde 45-55 yaşlarında bir dayı yürüyordu. Dış şekil itibari ile tam bir dayı ya benzemekteydi ayağında topuklarına bastığı kundura bir ayakkabı vardı. “Ayağında(ki) kundura” ile hızlı adımlarla yolda yürürken aniden sendelemeye başladı ve kafası öne gelecek şekilde ayakları geride (kambur bir pozisyonda) yani tam bir düşme pozisyonunda ileri doğru hızlı adımlarla ilerlemeye başladı sonra tam düzeldim derken park etmiş arabalardan birisinin dikiz aynasına çarpıp aynı pozisyonda sola doğru yürümeye başladı. Bu sırada şaşkın durumda DAYI‘yı izleyen bende boş durmadım koşarak gittim bir tekme ben attım sonra DAYI yüzüme baktı şöyle dedi;

–Dayıcığına hiç acımadın mı evladım neden bana tekme atıyorsun ? Babacığınım ben senin…

Cevabım ise…

–”Sen hiç bir sabah kalktığında karşında yere düşen bir adam görüp bu adama yardım edememek nedir bilirmisin dayı” dedim. “Sen hiç intikam ateşi ile yanıp aşk ateşi ile kavruldunmu dayıı…” dedim. “Hayat acımasızdır dayı yere düşüne bir de sen vurucaksın… vurucaksınki hiç yerden kalkamasın hayat denilen oyundan bir kişi daha eksilsin…”

Dedim.

36 Dakikada Bir

Tarih: December 16th, 2009 Kategori: Günlük Kısa Bilgi

Maykıl abi ne güzel söylemiş dimi “tirılır nayt” diye. Bende böyle geceler yaşıyorum son günlerde, özellikle evde kimse olmadığı zamanlarda.

Resimde gördüğünüz aleti bilgiğiniz üzere evin güzel kokması için aldık ve hemen çalıştırmaya başladık. İlk gün bir sorun yoktu ama ilk günden sonra sorunlar başladı. 36 dk’da bir çalışmaya ayarladık çabuk bitmesin diye tabiki.

Neyse bir gece yine bilgisayar başında dalmışım internete aniden kola kapağı açma sesi geldi kulağıma gereğinden fazla bir şekilde gerildim çünkü evde benden başka kimse yoktu. Elime sert bir cisim (!) alarak mutfağa sessizce gittim kimse yoktu. Sonra bu kola kapağı açma sesleri tekrar gelmeye başlayınca anladım “otomatik parfümden sıkacağından” geldiğini, bir hatfadır evde kullanıyoruz bu aleti hala alışamadım “kola kapağı açma sesine”.

Bu ses öyle bir seski insanı boşken yakalıyor ve o korkuya neden olan hormonu en ince damarlarına kadar gönderiyor.

En sonunda dört buçuk yıllık bir aradan sonra Şebnem Ferahın yeni albümüne kavuşuyoruz. Ben bir ara ümidi kesmiştim çıkmayacak diye ama haberi alınca çok sevindim açıkçası. Daha dinlemedim ama her şarkısı gibi bu albümdeki şarkıların hepsinin güzel olacağından eminim. Şimdi 16 Aralık 2009 tarihini bekliyoruz çıktığı gibi gidip orjinalini alacağım. Geçen yıl Anadolu Üniversitesine konser için gelmemişti o kadar heveslenmiştim gitmek için oysaki. Umarım bu yıl gelirde keyifle canlı olarak izleriz hemde yeni albümünü canlı olarak dinlemiş oluruz.

İlk Golü Yemiyeceksin

Tarih: December 9th, 2009 Kategori: Günlük Kısa Bilgi Notlar

Halı saha maçlarında insanın duygu düşünce vb herşeyi değişebiliyor.

Mesela ne ? diyeceksiniz şimdi. Mesela şu, normalde halı saha maçlarında ilk gol yiyen takım saha kenarında duran formaları giyer (genelde fosforlu sarı veya turucun renkte olur bilmeyenler için). Bu formayı giymek o takım için bir eziklik belirtisi olabilir bilemiyorum ama o formaları kimse isteyerek giymez (formanın pis kokmasıda giyilmeme nedenlerinden birisidir).

Ama bugünkü halı saha maçımızda istenmeyen oldu gaza geldik ve ilk golü yemeden giydik formaları neden bende bilmiyorum.

Şimdi ben yukarıda yazdım çizdim halı saha maçları hakkında ama sanmayın ki ben çok halı saha maçı yaparım futboldan çok anlarım yok öyle bir şey. Futbolı pek sevmem ve halı saha maçlarına hayatımda ilk kez üniversite 1. sınıfta gittim (şimdi 4. sınıfım bu arada okuluda bitirdik be…) bügünkü halı saha maçından sonra olan düşüncemi yazayım dedim sadece.

WTF? ve Diğerleri

Tarih: October 5th, 2009 Kategori: Genel Günlük Hatıra

  • Bu aralar Stop Motion filimlere merak saldım blog (Stop motion nedir diyenler bkz 1 ve bkz 2 , ayrıca profesyonel bir örnek görmek isterseniz buyrun ve buyrun) Bende çekeyim dedim ve kendi kendime çektim bişeyler daha ilk kez olduğu için biraz amatörlük var mesela elim çıkıyor bir yerde, bir yerde de gölem çıkıyor falan filan neyse sizi Stop Motion dünyasını alt üst eden videom ile baş başa bırakıyorum beğenicekmisiniz bakalım.

Klişe Bir Yazı

Tarih: September 19th, 2009 Kategori: Genel Günlük Kafadan

  • Bu yazıda çevremde gördüğüm aklıma gelen bazı klişelere değinmek istiyorum, şöyle…
  • Geçen çarşamba günü geziyorum dışarda, gözüme gezerken kol kola girmiş gezen kızlar takıldı arada bir böyle gezen erkeklerde görüyorum gerçi. Erkeklerin böyle dolaşması bana acayip geliyor nedense ben mi çok soğuk birisiyim bilemiyorum. Daha önce bu konuda açılımlar yaptım kendi çapımda ama başarılı olamadım rahatsız hissettim kendimi. Kızların kol kola dolaşması ise ne desem bilemiyorum daha önce başka yerlerde de çok okumuşunuzdur bu konuyu (dedik klişe olucak diye). Nasıl bir mesaj vermeye çalışıyor kızlar acaba “size (erkekler yani) ihtiyacımız yok bizim, biz birbirimize yeteriz mi” demek istiyorlar ama bir birine yetmek deyimi güzel Türkçemiz sayesinde heryere çekilebilir neyse böyle kaka şeyler yazmayalım :) .
  • İşte bir klişe daha sevgili okurlar. Ne zaman bir kişinin birbirini tanımayan iki arkadaşı olsa ve bu iki arkadaşın tek ortak yanı aynı kişiyi tanımaları olsa ve bu üç kişi bir ortamda buluşsa ortakarkadaş üstüne gidilir onun üstünden espiriler yapılıp dalga geçilir (Yazının buraya kadar olan kısmını bi kerede anladıysanız sizi ayrı bir bölüme alalım). Çünkü birbirini tanımayan iki insanın o anki tek ortak muhabbeti ortakarkadaş ile olan anılar veya onu sakarlıkları, salaklıkları vb. gibi şeylerdir başka muhabbet etmeye konu yoktur o anda. Bu duruma bende çok düştüm sizde düşmüşünüzdür herkes düşmüştür bence. Birbirini tanımayan o iki insanı tanıştırdığınız andan 10 dakika sonra o kadar iyi arkadaş olurlarki dışarıdan birisine 40 yıllık arkadaş gibi görünebilirler. 10 dakika süreden sonra ise ortakarkadaş‘ın üstünden her türlü dalga geçilir, ezilir, yaptığı sakarlıklar anlatılır, söylediği yalanlar ortaya çıkar ortakarkadaş gülse bile bu duruma içinden küfür eder durur. Bazen “birbirinitanımayanikikişi” o kadar gaza gelirki birlik olup ortakarkadaşa kafa göz dalabilirler diye endişelenmiyor değilim(yukarıdaki yazıyı anlamadıysanız aşağıda hazırladığım resime bakıp daha iyi anlayabilirsiniz yada ben öyle umuyorum)…

    Read the rest of this entry »

Canlı Müzik

Tarih: September 12th, 2009 Kategori: Deneme Genel Günlük

Sigara içmek için mola verilmişti, herkes elinde sigara “tüttürüyordu”. Ufuk gözüme çarptı birden “Çok güzel söyledin Ufuk” dedim, sigara dumanı arasından gözüken yüzü birden gülümsedi bana doğru bir adım attı bende ona doğru iki adım attım yan yana gelmemize yetmişti bu. İkimizde o anlık bulunduğumuz arkadaş çevresinden ayrıldık, konuşuyorduk çevreden gelip geçen başkalarıda “Çok güzel söyledin ufuk” lafını tekrarlıyorlardı yüzlerinde kocaman bir gülümseme ile. Daha sonra “biraz tutuk davrandın sahnede ama yinede güzel söyledin” dedim cevap geçikmedi “ya şimdi ilk defa çıkıyorum abi bu zamana kadar bateri çalıyordum değişiklilk oldu, hem ilk kez çıkınca sahnede rahat olamıyorsun kalas gibi söyledim şarkı” şeklinde bir açıklamada bulundu, bende onayladım evet kalas gibiydin dedim ve sonra biraz bozuldu sanki Ufuk.

O gece liseden bir grup arkadaşla canlı müzik yapan kafelerin birine gitmiştik. Aslında grub dediğime bakmayın üç kişiydik sadece, aramızdan birisi yeğeninide getirmişti ilk gördüğümüzde anlamsızca baktık, sonra yaşın kaç diye bir soru yönelttik lisearkadaşımınyeğenine “17″ cevabını aldık pek inanmadık. Lisede beraber olan ama daha sonra üniversite sebebiyle ayrılan arkadaşların sık buluştuğu bir mekan burası. Bazıları inatla kendi bölümünü övüyor şöyle güzel böyle güzel şeklinde, bazısı üniversitede yaptığı “çapkınlıkları anlatıyor” mühendsilik bölümünde okuyanların pür dikkat kesilmiş kulaklarına, kimisi çok değişmiş “lisede böyle değildin sen” diyorlar ona, arkadaşları tarafında çok değiştiği idda edilen kişi ise “ne alakası var hacığğ yaa” tarzında cevaplar veriyor çok değiştiği iddasından vazgeçmeyen arkadaşları ise “işte bak hacığ dedin, önceden demezdin lan” diye cevap veriyorlar… İşte bu tarz olayları hergün defalarca yaşandığı bir kafe burası.

Haftaın belli günlerinde canlı müzik yapılıyor burda ne kadar güzel bir görseniz, bütün üniversiteli gençlik toplanıyor herkes arkadaşını çağırmış oturmaya yer kalmıyor, bazıları ayakta izlemek zorunda. Neyseki biz “akıllı” olanlardanız ayakta kalmıyoruz çünkü önceden masamızı ayırttık. Yavaş yavaş insanlar kafeye gelmeye başlıyorlar, hava hafif kararıyor kalabalık artıyor git gide. Toplanan kalabalığı incelemeye koyuluyorum ilk dikkatimi çeken ellerini havada şuursuzca sallayan birisi hemen yanında sevgilisi diye tahmin ettiğim bir kız oturuyor karşılarında ise birkaç erkek ve birkaç kız var yine, şu anda canlı müzik başlamış değil sadece mepe3 müzik çalıyor. Ellerinişuursuzcasallayangencin ne yaptığını sende tahmin etmişindir sevgili okur; Evet bateri çalıyor hava boşluğuna vurarak, ne kadarda vuruyor hayali davuluna, ziline… Bir ara iyice çoşuyor sevgilisinin boynuna sarılıp çalmaya başlıyor kıza yazık boğulucak, biraz yavaş ol ellerinişuursuzcahavadasallayangenç, bateri bitti şimdi birazda gitar çalmak lazım basıyor hayali gitarının tellerine çılgınca. Çevremi incelemeye devam ediyorum gözüme hemen birisi daha takılıyor elinde kocaman DSLR (profesyonelde denebilir) bir fotoğraf makinesi var ve boş durmuyor herşeyin fotoğrafını çekiyor acımasızca ben bu makineye çok para verdim acısınıda çıkartırım tavırları sergiliyor. Bir ara canlı müzik yapanları çekmeye başladı sonra masasındakiler çekti, birden kafenin resmini çekmeye başladı. Daha sonra bu çekilen resimleri facebook’ta gördüm hepsinden sanatsallık akıyordu(!). Nasıl sanatsal resim çekilire çok iyi örnekler çıkarmış bu dslrfotoğrafmakinesinesahipçocuk aferin sana. Mesela sanatsal resim dediğin ilk önce siyah beyaz olur daha sonra çekiceğin obje fotoğraf karesinin sağına yada soluna yapıştırılır geri kalan alan boş dursun, ne kadarda sanatsalım ben yahu… Kafade bir çocuk daha dikkatimi çekti, elinde bira dolu bir bardak (arjantin :) ) dolaşıyor arkadaşlarının bulunduğu masa etrafında nerdeyse tüm gece oturmadı ve çalan müziğe hafif bir ritim ile eşlik etti olabilir onun tercihi ilgimi çekti sadece (erkeklerin bile ilgisini çektiyse off kızları düşünemiyorum artık :D ). Bütün bunlar olurken gençliğintakıdığıkafede Ufuk sahneye çıktı hafif utangaç tavırlar sergliyordu, büyük bir alkış koptu ve şarkısını söylemeye başladı…

1 / 2 12