Duracell Pilstop Ödüllü Yarışma

Tarih: November 25th, 2009 Kategori: Uncategorized

İnternet üzerinden Duracell’in sıradan çinko karbon pillere göre daha dayanıklı olduğunu vurgulayan oyunu oynayarak süper ödülleri kazanabilirsiniz.

Oyun ayrı bir eğlenceli.. Duracell ayıcığıyla önce sıradan çinko karbon pillerle yarışıyorsunuz . Tabii ki bu biraz sıkıntı verici bir durum. Sürekli piliniz bitiyor.

Daha sonra ise Duracell takılı araba ile yarışıyorsunuz. 10 tane pilin yaptığını tek başına yapan Duracell ile deyim yerindeyse asfaltları ağlatıyorsunuz.

Ödüller :

Uzaktan kumandalı araba

Sony Vaio Laptop

Sony Playstation 3

İphone 3Gs

Oyun için : Duracellpilstop.com

Fan Page için : Facebook.com/duracellpilstop

Adreslerine uğrayabilirsiniz.

Cruzer4′le Tarzını Yarat!

Tarih: November 16th, 2009 Kategori: Kısa Bilgi

Braun Cruzer4 için bir yarışma başlatmış, seçtiğiniz bir fotoğrafa sakal-bıyık ekliyor daha sonra da traş ediyorsunuz. En beğenilen tarzların sahibine ise Sony Vaio, iPhone, Playstation ve Braun Cruzer4 veriyorlar. Siz de beni destekleyin hediyelerden birini kazanmama yardımcı olun :)

Yarışma için linkim: http://bit.ly/4wCJsg

Braun cruZer 4 ile tarzını yaratmaya hazır mısın?
Hem tarzını yaratıp hem de birbirinden süper ödüller kazanmak istiyorsan hemen www.tariziniyarat.com ‘a tıkla, ister kendi fotoğrafını, ister arkadaşlarının fotoğraflarını yükle, dilediğin sakalı ekle, tıraş et, şekil ver, düzelt.

Yarattığın birbirinden çılgın sakal tarzlarını arkadaşlarınla paylaş, çekilişe katılarak Sony Vaio, iPhone 3GS, Playstation 3 ya da Braun cruZer 4 kazanma şansını yakala.

Büyük Bir Gaz

Tarih: October 28th, 2009 Kategori: Genel Kısa Bilgi

  • Solid Works dersinde bilgisayar başında oturuyoruz hepimiz, sabah saat 09:30 ikinci öğretim öğrencisi olarak pek uyanık olmadığım saatler bunlar özelliklede hem uyanık olup hemde derste olmadığım saatler. Tam iki bilgisayar arasından dersin öğretmenini görüyorum ve onu dinlerken esniyorum farkında olmadan. Zaten herşey esneme ile başlıyor o esnemenin bulaşıcı etkisi baş gösteriyor birde dersi anlatan öğretmen esniyor bilgisayar başında sessizce sonra esnediğini görüyorum bir bilgisayar kasası ve monitör arasından tekrar bana geliyor esneme ben esniyorum. Hoca ile aramızda kablosuz bir bağlantı oluşuyor, dikkat ediyorumda sınıfta başka esneyen yok sadece hoca ile aramızda olan bir iletişim bu. Sonra sıra ile ben esniyorum hoca esniyor, ben esniyorum hoca esniyor, ben esniyorum hoca esniyor bir ara sonsuz bir döngüye girdik diye düşünüyorum öyle bir döngü ki hiç bir zaman bitmyecek bişey en büyük fizik profesörlerinin içinden çıkamyacağı bir döngü. Sonra ders bitiyor sınıftan çıkıyoruz esnememde bitiyor hayatıma devam ediyorum.
  • Bundan böyle üniversitenin içinde yaşayacağım galiba. Pazartesiden cuma’ya hergün sabahtan akşama kadar okuldayım. Öğlen ve akşam yemeklerini yemekhaneden yiyiyorum haftalık kartlar ile sabah kahvaltısı çıksa onuda yiyicem utanmadan.
  • Bu aralar hiç bir bloguma düzgün yazmıyorum, Friendfeed‘e doğru düzgün girmiyorum öyle okul ev arası dolaşıyorum açıkçası nedenini bende bilmiyorum. Mesela bu yazıya büyük bir gaz ile başladım hemen bitti gazım daha ne kadar böyle devam eder bende merak ediyorum açıkçası. Umarım uzun sürmez. Diğer blogumuda kapatmayı düşünüyorum ama belki kapatmam onada karar veremedim.

Türk Kelimesine Şartlı Refleks

Tarih: October 21st, 2009 Kategori: Türkiye

TRT’de ‘Ermeni Açılımı’ konusundaki bir açık oturumu ancak çok kısa bir süre tahammül göstererek izleyebildik.
Kezban Hatemi bu konudaki yetersiz bilgisine rağmen yine atıp tutuyordu.
Programın sunucusu da doğrusu Hatemi’den aşağı değildi; Ermenilerin bu toprakları terk etmesinden oldukça üzüntü duyduğu anlaşılan sunucunun hayretler içinde, şu sözlerine şahit olduk: “Doğdukları toprakları terk etmek zorunda kalan ve bu kadar acılar çeken Ermeniler çocuklarına Türkiye’yi kim bilir nasıl öğretiyorlardır!”
Yâni, bu sayın TRT mensubu şunu demek istiyordu: “Biz Türk Milleti olarak Ermenileri katlettik ve Ermeniler doğup büyüdükleri bu toprakları terk etmek zorunda kaldılar ve tabiî ki, haklı olarak bunun için de çocuklarına Türk Milleti hakkında iyi şeyler anlatmıyorlar!” Yâni bütün suç bizde! Ermeniler Türkleri sevmiyorsa sebebi biziz!
Evet, devletimizin televizyonunda artık bu tür suçlamaları sık sık izleyebiliyoruz. Birileri bu küstahlıklara “Tarihimizle Yüzleşmek!” diyor. Bu tartışmalar demokrasimizin ne kadar geliştiğinin bir göstergesiymiş!
Tuhaf değil mi? Türklüğe yapılan bütün saldırılar demokrasi adına alkışlarla karşılanıyor, fakat siz bu haksız saldırılara karşı Türklüğü savunmaya kalktığınızda ne faşistliğiniz, ne de ırkçılığınız kalıyor!
Silivri’de devam eden, bazı yandaş TV kanallarının ‘ASRIN DAVASI’ olarak tanımladıkları şu meşhur davanın savcılığını yapmak serbest, fakat “bu dava siyasîleşmiştir, genel hukuk kuralları ihlâl edilmektedir” dediğinizde “Çetelerin avukatlığını yapmak” bir yafta gibi alnınıza yapıştırılabiliyor; sonra da bunu yapan insanlar büyük bir pişkinlik için de ‘demokrasimizin geliştiğinden’ söz edebiliyor!
Geçenlerde Ruhat Mengi Vatan gazetesinde, Prof. Halil Berktay’ın uluslar arası bir toplantıdaki ilginç bir tepkisinden söz etmekteydi.
Toplantıda, Ermeni bir tarihçi “1915 olaylarını o günün şartlarında değerlendirmek gerekir” diye konuşunca Halil Berktay “Soykırımı ifadesinin kullanılmadığı gerekçesiyle” birkaç arkadaşıyla birlikte toplantıyı terk etmiş!
Bilindiği gibi Halil Berktay birçok ‘demokrat’ bilim adamımız gibi 1915 olaylarının ‘SOYKIRIMI’ olduğuna inanmakta ve Ermenilerden özür dilenmesini savunmaktadır!
Bir açık oturumda bu sayın bilim adamımızla birlikte bulunan Prof. Nurşen Mazıcı’nın “Ermenilere soykırımı yaptığımıza dair bir belgeniz var mı?” sorusuna şu ‘bilimsel’ cevabı verdiğini belirtelim: “Ermenilere soykırımı yapıldığını duymuştum!”
Siz ne kadar belge ortaya koyarsanız koyun adamlar bir kere “Türk” kelimesini duyduklarında şartlı refleksle “Suçlu” mantığına saplanmışlar.
Tamam, olabilir, Türkleri sevmeyebilirler ve kimse de bu insanları Türkleri sevmeye zorlayamaz fakat demokrasi adına kimse bu zihniyetteki insanların üniversitelerimizde gençlerimizin beyinlerini yıkamalarını da savunamaz.
Ülkemizde demokrasi görüntüsü altında yıllardır yaşanan anarşiden başka bir şey değildir.

WTF? ve Diğerleri

Tarih: October 5th, 2009 Kategori: Genel Günlük Hatıra

  • Bu aralar Stop Motion filimlere merak saldım blog (Stop motion nedir diyenler bkz 1 ve bkz 2 , ayrıca profesyonel bir örnek görmek isterseniz buyrun ve buyrun) Bende çekeyim dedim ve kendi kendime çektim bişeyler daha ilk kez olduğu için biraz amatörlük var mesela elim çıkıyor bir yerde, bir yerde de gölem çıkıyor falan filan neyse sizi Stop Motion dünyasını alt üst eden videom ile baş başa bırakıyorum beğenicekmisiniz bakalım.

Şakkıdı Şakkıdı….

Tarih: September 27th, 2009 Kategori: Türkiye

İçinde bulunduğumuz durumu çok iyi aksettiren başka şarkı bulamadım;

Şakkıdı-şakkıdı..
Önce hip-hop tarzında ve global ölçekte dinleyelim..
Avrupa Birliği üyesi Bulgaristan’da ırkçı ve aşırı milliyetçi ATAKA partisinin yayın organı Türkçe haberlerin kaldırılması için imza kampanyası başlatmış. Ülkede 8 yıldır günde 15 dakika olarak yayınlanan Türkçe haber bülteninin yasaklanmasını talep eden ATAKA partisinin isteği üzerine başlatılan kampanya çerçevesinde SKAT TV elemanları başta Başkent Sofya olmak üzere büyük şehirlerin merkezlerine kurdukları standlarda halktan imza toplamışlar. Kampanya sorumlusu Nenço Nenov, “BNT;de Türkçe haber yayınlarının yasaklanması SKAT izleyicilerinin bir talebidir. İzleyicilerimiz Devlet Televizyonunda Türkçe yayın istemiyorlar. Toplanan imzaları Eylül ayında parlamentoya ulaştıracağız” demiş. Büyük bir bölümü orta yaşın üzerindeki vatandaşlardan olmak üzere Sofya;da 2 bin 200, ülke genelinde ise 40 bin imza toplandığını belirten Nenov, “Bulgaristan;da Türk yok. Müslümanlar var. Kendini Türk olarak görenler sadece kendilerine zarar veriyorlar” iddiasında bulunmuş. BNT;deki Türkçe haber yayınların halk arasında ayrım yarattığını öne süren Nenov Bulgaristan’ın resmi dilinin Bulgarca olduğunu ve her Bulgar vatandaşının Bulgarca bilmesi gerektiğini söylemiş. Nenov, Eylül ayı sonuna dek sürdürmeyi planladıkları kampanyadan sonra bu kez de TRT’de Bulgarca yayın yapılması talebi ile başka bir kampanya başlatacaklarını bildirdi. Nenov Türkiye;de yaşayan Bulgaristan vatandaşlarından bu konuda istek geldiğini ileri sürmüş..
Şakkıdı…şakkıdı….
Avrupa Birliği üyesi Slovakya’da bir süre önce kabul edilen yeni dil yasası 1 Eylülde yürürlüğe girmiş..
Yasa çerçevesinde Slovak halkı, kamuya açık yerlerde Slovakçanın dışında başka bir dil konuşamayacakmış.. Slovakçanın dışındaki diller sadece evlerde konuşulabilecekmiş.
Slovakya Kültür Bakanı Marek Madaric, yeni yasayla ilgili yaptığı açıklamada, ilk üç ay para cezası verilmeyeceğini, Slovakça yerine başka dil kullananların şimdilik sadece uyarılacağını söylemişti. Slovakya’nın 5,4 milyon dolayındaki nüfusunun 500 bin kadarını, çoğu ülkenin Macaristan sınırındaki güneyinde yaşayan Macarlar oluşturuyormuş. Yasa ayrıca Kültür Bakanlığına, cadde ve bina isimlerini Slovakça yazmayan belediyeler ve iş yerlerini cezalandırabilme yetkisi veriyormuş…
Şakkıdı…şakkıdı…(yazının devamı aşağıda)

Read the rest of this entry »

Herşeyibilenamca

Tarih: September 22nd, 2009 Kategori: Genel Hatıra

Şimdi şehir için otobüsünden indi “herşeyibenbilirim” amca ve durakta biraz durur gibi oldu daha sonra yoluna devam etti. Bu sırada gözlerimi ayırmadan izledim herşeyibenbilirim amcayı yoluna devam ederken elini sarımsı bir renge sahip olan kumaş pantolunun cebine soktu ve bir zamanlar Pascal Nouma’nın tombala hareketine bezner bir hareketi cebinden yaptı nerdeyse daha sonra diğer eli ile sarımsı renge sahip kumaş pantolununun açık olan fermuarını yukarı çekti ve hızla yoluna devam etti…

Üç dört günlüğüne İzmit’e arkadaşımın yanına gitmiştim İzmitin tepelerinde taa 9. kattaki öğrenci evinde kaldım, camında perdesi olmayan, yazın buz dolabı kapalı kaldı diye kokan, duş almak isteseniz duş perdesi olmayan, balkonda toz tutmuş nargilesi eksik olmayan, odaların birince iki tane 5 kg’lık kas yapmak için “dambıllar” (dayanamayıp sordum “bu dambılları kullanıyomusun arkadaşım benim ! ” o da şu cevabı verdi “lan ilk aldıktan sonra bikaç gün kullandım o kadar”, peki sorarım sana sevgili okur neden şaşırmadım ben bu duruma) tipik bir öğrenci evi, benim öğrenci evim çok mu farklı hayır. Bütün öğrenci evleri benzer birbirine. (yukarıdaki bölümü bitirdiyseniz alt paragrafa ve onu altı paragraflara geçebilirsiniz…)

Read the rest of this entry »

Ramazan Bayramı

Tarih: September 20th, 2009 Kategori: Kısa Bilgi

Aileniz ve sevdiklerinizde beraber geçireceğiniz, yüzlerden tebessümün hiç eksik olmadığı, şeker tadında bir bayram diliyorum.

Klişe Bir Yazı

Tarih: September 19th, 2009 Kategori: Genel Günlük Kafadan

  • Bu yazıda çevremde gördüğüm aklıma gelen bazı klişelere değinmek istiyorum, şöyle…
  • Geçen çarşamba günü geziyorum dışarda, gözüme gezerken kol kola girmiş gezen kızlar takıldı arada bir böyle gezen erkeklerde görüyorum gerçi. Erkeklerin böyle dolaşması bana acayip geliyor nedense ben mi çok soğuk birisiyim bilemiyorum. Daha önce bu konuda açılımlar yaptım kendi çapımda ama başarılı olamadım rahatsız hissettim kendimi. Kızların kol kola dolaşması ise ne desem bilemiyorum daha önce başka yerlerde de çok okumuşunuzdur bu konuyu (dedik klişe olucak diye). Nasıl bir mesaj vermeye çalışıyor kızlar acaba “size (erkekler yani) ihtiyacımız yok bizim, biz birbirimize yeteriz mi” demek istiyorlar ama bir birine yetmek deyimi güzel Türkçemiz sayesinde heryere çekilebilir neyse böyle kaka şeyler yazmayalım :) .
  • İşte bir klişe daha sevgili okurlar. Ne zaman bir kişinin birbirini tanımayan iki arkadaşı olsa ve bu iki arkadaşın tek ortak yanı aynı kişiyi tanımaları olsa ve bu üç kişi bir ortamda buluşsa ortakarkadaş üstüne gidilir onun üstünden espiriler yapılıp dalga geçilir (Yazının buraya kadar olan kısmını bi kerede anladıysanız sizi ayrı bir bölüme alalım). Çünkü birbirini tanımayan iki insanın o anki tek ortak muhabbeti ortakarkadaş ile olan anılar veya onu sakarlıkları, salaklıkları vb. gibi şeylerdir başka muhabbet etmeye konu yoktur o anda. Bu duruma bende çok düştüm sizde düşmüşünüzdür herkes düşmüştür bence. Birbirini tanımayan o iki insanı tanıştırdığınız andan 10 dakika sonra o kadar iyi arkadaş olurlarki dışarıdan birisine 40 yıllık arkadaş gibi görünebilirler. 10 dakika süreden sonra ise ortakarkadaş‘ın üstünden her türlü dalga geçilir, ezilir, yaptığı sakarlıklar anlatılır, söylediği yalanlar ortaya çıkar ortakarkadaş gülse bile bu duruma içinden küfür eder durur. Bazen “birbirinitanımayanikikişi” o kadar gaza gelirki birlik olup ortakarkadaşa kafa göz dalabilirler diye endişelenmiyor değilim(yukarıdaki yazıyı anlamadıysanız aşağıda hazırladığım resime bakıp daha iyi anlayabilirsiniz yada ben öyle umuyorum)…

    Read the rest of this entry »

Canlı Müzik

Tarih: September 12th, 2009 Kategori: Deneme Genel Günlük

Sigara içmek için mola verilmişti, herkes elinde sigara “tüttürüyordu”. Ufuk gözüme çarptı birden “Çok güzel söyledin Ufuk” dedim, sigara dumanı arasından gözüken yüzü birden gülümsedi bana doğru bir adım attı bende ona doğru iki adım attım yan yana gelmemize yetmişti bu. İkimizde o anlık bulunduğumuz arkadaş çevresinden ayrıldık, konuşuyorduk çevreden gelip geçen başkalarıda “Çok güzel söyledin ufuk” lafını tekrarlıyorlardı yüzlerinde kocaman bir gülümseme ile. Daha sonra “biraz tutuk davrandın sahnede ama yinede güzel söyledin” dedim cevap geçikmedi “ya şimdi ilk defa çıkıyorum abi bu zamana kadar bateri çalıyordum değişiklilk oldu, hem ilk kez çıkınca sahnede rahat olamıyorsun kalas gibi söyledim şarkı” şeklinde bir açıklamada bulundu, bende onayladım evet kalas gibiydin dedim ve sonra biraz bozuldu sanki Ufuk.

O gece liseden bir grup arkadaşla canlı müzik yapan kafelerin birine gitmiştik. Aslında grub dediğime bakmayın üç kişiydik sadece, aramızdan birisi yeğeninide getirmişti ilk gördüğümüzde anlamsızca baktık, sonra yaşın kaç diye bir soru yönelttik lisearkadaşımınyeğenine “17″ cevabını aldık pek inanmadık. Lisede beraber olan ama daha sonra üniversite sebebiyle ayrılan arkadaşların sık buluştuğu bir mekan burası. Bazıları inatla kendi bölümünü övüyor şöyle güzel böyle güzel şeklinde, bazısı üniversitede yaptığı “çapkınlıkları anlatıyor” mühendsilik bölümünde okuyanların pür dikkat kesilmiş kulaklarına, kimisi çok değişmiş “lisede böyle değildin sen” diyorlar ona, arkadaşları tarafında çok değiştiği idda edilen kişi ise “ne alakası var hacığğ yaa” tarzında cevaplar veriyor çok değiştiği iddasından vazgeçmeyen arkadaşları ise “işte bak hacığ dedin, önceden demezdin lan” diye cevap veriyorlar… İşte bu tarz olayları hergün defalarca yaşandığı bir kafe burası.

Haftaın belli günlerinde canlı müzik yapılıyor burda ne kadar güzel bir görseniz, bütün üniversiteli gençlik toplanıyor herkes arkadaşını çağırmış oturmaya yer kalmıyor, bazıları ayakta izlemek zorunda. Neyseki biz “akıllı” olanlardanız ayakta kalmıyoruz çünkü önceden masamızı ayırttık. Yavaş yavaş insanlar kafeye gelmeye başlıyorlar, hava hafif kararıyor kalabalık artıyor git gide. Toplanan kalabalığı incelemeye koyuluyorum ilk dikkatimi çeken ellerini havada şuursuzca sallayan birisi hemen yanında sevgilisi diye tahmin ettiğim bir kız oturuyor karşılarında ise birkaç erkek ve birkaç kız var yine, şu anda canlı müzik başlamış değil sadece mepe3 müzik çalıyor. Ellerinişuursuzcasallayangencin ne yaptığını sende tahmin etmişindir sevgili okur; Evet bateri çalıyor hava boşluğuna vurarak, ne kadarda vuruyor hayali davuluna, ziline… Bir ara iyice çoşuyor sevgilisinin boynuna sarılıp çalmaya başlıyor kıza yazık boğulucak, biraz yavaş ol ellerinişuursuzcahavadasallayangenç, bateri bitti şimdi birazda gitar çalmak lazım basıyor hayali gitarının tellerine çılgınca. Çevremi incelemeye devam ediyorum gözüme hemen birisi daha takılıyor elinde kocaman DSLR (profesyonelde denebilir) bir fotoğraf makinesi var ve boş durmuyor herşeyin fotoğrafını çekiyor acımasızca ben bu makineye çok para verdim acısınıda çıkartırım tavırları sergiliyor. Bir ara canlı müzik yapanları çekmeye başladı sonra masasındakiler çekti, birden kafenin resmini çekmeye başladı. Daha sonra bu çekilen resimleri facebook’ta gördüm hepsinden sanatsallık akıyordu(!). Nasıl sanatsal resim çekilire çok iyi örnekler çıkarmış bu dslrfotoğrafmakinesinesahipçocuk aferin sana. Mesela sanatsal resim dediğin ilk önce siyah beyaz olur daha sonra çekiceğin obje fotoğraf karesinin sağına yada soluna yapıştırılır geri kalan alan boş dursun, ne kadarda sanatsalım ben yahu… Kafade bir çocuk daha dikkatimi çekti, elinde bira dolu bir bardak (arjantin :) ) dolaşıyor arkadaşlarının bulunduğu masa etrafında nerdeyse tüm gece oturmadı ve çalan müziğe hafif bir ritim ile eşlik etti olabilir onun tercihi ilgimi çekti sadece (erkeklerin bile ilgisini çektiyse off kızları düşünemiyorum artık :D ). Bütün bunlar olurken gençliğintakıdığıkafede Ufuk sahneye çıktı hafif utangaç tavırlar sergliyordu, büyük bir alkış koptu ve şarkısını söylemeye başladı…