Bir le-la’nın Anatomisi

Tarih: September 4th, 2009 Kategori: Günlük Kafadan Kısa Bilgi

  • işte herkesin aklını kurcalayan soru le-la nedir ? le-la aslında bir yaşam biçimidir çok derim bir konudur. Şöyleki istediğiniz her an herşeyi le-layabilirsiniz. Aslında ilk yaptığınız zaman çok sevmiyorsunuz, “nedir bu abi” şeklinde sorular soruyorsunuz (herkes der…) ama bir kez yaptımı geri dönüşü yok daha sonra bağımlılık haline gelebilir. Ben evde annesinin misafir odasında yetiştirdiği çiçekleri, avizenin elmasa benzeyen ama elmas olmayan taşlarını, kulak memesini vb şeyleri le-lalayan bir sürü insan gördüm, tekrar uyarıyorum bağımlılık yapar. Uyarılardan sonra le-la nasıl yapılır kısmına geldi zaten aşağıda çizimide var (anlamayanlar için video eklemeyi düşünüyorum aslında böyle yazı ile anlaşılacak gibi birşey değil). Üst dudak gergin aşağıda ve alt dudakgergin şekilde olur, daha sonra dil üst dudağa çarparak bir ileri bir geri hareket eder ve bu esnada le-la sesi çıkartılır işte bu le-la dır. Aslında bu anlatım ile hiç birşey anlamadığınız biliyorum o yüzden video ve resim ile anlatımı aşağıda bulabilirsiniz. (Yazının devamı aşağıda)…

    Read the rest of this entry »

Fark var..

Tarih: September 3rd, 2009 Kategori: Anelya

Gittim, gezdim, gördüm ve kafamda Türkiye ve Bulgaristan arasında farklar oluştu. Neresi iyi karar veremedim. Çift vatandaş olarak yazdım ama gönlüm herşeye rağmen Türkiye’de..

Bulgaristan

  1. Şöyle genel olarak çevreye baktığımızda yapılar hep eski güzel yapmışlar zamanında ama şimdi için bakım yapmamışlar. Duyduğuma göre yenilik için Avrupa Birliği’nin verdiği paraları da yemişler. Güzel ve temiz ama eski çoğu mekanlar, çarşılar , çevreler.
  2. Adamlar keyfi çalışıyo tok satıcı hepsi resmen salak satıcının biri saat 5 olduğunda kapatıyoz diye bizde dahil dükkandaki tüm müşterileri çıkarttı. Ulan turist dükkandan çıkartılır mı?
  3. Pazarların giyim kısımlarını satan satıcıların çoğu çingene ve Türkçe konuşuyolar ve pazarlığa geliyolar. Ama normal Bulgar bir sarıcıya 1 lev bile indirim yaptıramazsınız.
  4. Kaldığımız evde olan 2 tuvallette ve diğer restorant gibi yerlerde girdiğim hiçbir tuvalette klozet içinde bulunan taharet musluğu dediğimiz musluk yok ya bunlar popolarını yıkamıyo mu?
  5. O kadar ormanlarda dolaştık heryer tertemiz adamlar çevreyi temiz tutuyo bide yürüyüş yapan bazı dede ve ninelerin ellerinde poşetle eğer çöp görürlerse topladıklarını gördüm. Hiçbir zorlama yokken içlerinden gelerek çöp toplamaları çok hoşuma gitti.
  6. Yaptığımız yürüyüşlerde tanımadığımız ve yanımızdan geçen herkesin çoluk çocuk bize selam vermeleri de çok güzeldi.
  7. Bir kız olarak kimsenin sapıksak bakışları olmadan isteğim kıyafeti, eteği giyebilmeyi ve hiç rahatsızlılık duymamayı da sevdim.
  8. Acayip kötü yabancı dizi, fil  seslendirmesi yapıyolar. Diğer dil duyuluyo alt seste ve bir kadın vebir erkek nerdeyse tüm diziyi, filmi, tüm karakterleri seslendiriyo ya .
  9. Saat 8′ den sonra açık bakkal falan bulamazsınız. Tüm marketler, bakkallar kapanıyo ancak benzinliğe gidersiniz birşey çekse canınız.
  10. Alışveriş yaparken aldığınız her naylon torba için parasını ödersiniz çevre için çok iyi bişey.
  11. Dağlarda tek başına yürüyüşe çıkan kadınları ve yaşlıları hep gördük. Demekki oralar bile güvenli ve korku duymuyorlar.
  12. Yüksek hızlı sınırsız internet 10 lev (10tl) modem bedava bu arada.

Türkiye

  1. Binaları, çevresi, yolları dış görünüşüyle bakımlı ve oraya göre lüks bile sayılan apartmanlarımız var etrafta çevre güzel gözüküyo ama onlar gibi küçük ilçelerde bile bulunan kocaman parklarımız yok.
  2. Bizde genelde yeni müşteriyi kimse kaçırmak istemez zaten 5′te dükkan kapatan da yoktur nerdeyse (bide yaz günü) hele bide turistse yapışır bırakmaz iyi para var bunda diye hoşgörümüzü seveyim.
  3. Pazarlar ve bazı dükkanlar dahil iyi pazarlık yaparsanız amaç müşterinin ayağı alışsın.
  4. Bizde her tuvaletin olmazsa olmazı büyük kolaylık gerçekten o musluk ya.
  5. Çoğu yeşillik, ağaçlık yerlerimiz piknik kültürümüzden dolayı hep pis toplamıyoruz devamlı pisletiyoruz bence çevremizi, güzelliklerimizi.
  6. Burdada selam verirler sizde verirsiniz ama bazen selam verip borçlu çıkabilirsiniz.
  7. Etek giyiyosun göz göz değil ağıza dönüşüyo resmen bazı kişilerde hiç rahat olamıyorum. Kıyafet özgürlüğü elinden alınıyo memlekette kadınların resmen bazı sapıklar yüzünden.
  8. Valla biz gerçekten güzel seslendirme yapıyoruz oraya göre, çevirilerimiz kötü olsa bile önem veriyoruz seslendirmeye biz.
  9. 12′ye 1′e kadar bakkallarımız, marketlerimiz açıktır. O saate kadar canının istediğini alabilirsin.
  10. Bizde poşet bedava, marketlerde aldıklarını sırf daha çok poşet alabilmek için tek tek poşetleyeni bile gördüm. Bedava diye aşırı tüketiyoruz ve çevreyi kirletiyoruz. Türkiye’de de poşet paralı olsun.
  11. Erkek bile olsan tek başına dağda yürüyüşe çıkamazsın burda kesip gömerler anlamazsın valla hırsızlar, katiller pusu kurar buralarda sırf 2 kuruşunu almak için. Kadına ne hacet ormanda yanlız yürümek başına gelicek belli zaten buralarda.
  12. Yüksek hızlı sınırsız internet 49 tl modem bedava (Ttnet sana kafam girsin!)

Şebneskes

Tarih: August 28th, 2009 Kategori: Deneme Genel Kafadan

  • “hacı friendfeed diye bir site varmış kızlar istemeden msn veriyolarmış bizdemi üye olsak…”
  • Büyüdüğüm anladım artık hatta yaşlandım mı ne. Geçen gün marketten birşeyler almıştım, kasada ücreti ödemek için sırada beklerken kasiyerleri gördüm işte o zaman anladım artık büyüdüğü, çünkü kasiyerlerin hepsi benden küçüktü. Aslında canım sıkıldı birazda hangi ara büyüdüm ben yahu..
  • Şimdi büyüdüm, büyüdüm tamamda şuda var üniversite biticek bu yıl artık 4. sınıf oldum en çokta ona üzülürüm ben. Oysa ki ne güzeldi ya geziyordum falan eğleniyorduk ne güzel ne çabuk bitti. Daha yapmam gereken şeyler var benim.
  • Üniversite demişken sizlere bir sonbahar şiiri ile seslenmek istiyorum sevgili okuyucu ben sonbaharın geldiğini böyle…

    Read the rest of this entry »

Oldu…

Tarih: August 23rd, 2009 Kategori: Genel Türkiye

Bu yazı lisede milli güvenlik dersimize gelen hoc… (hocam yok komutanım var hiç unutmam bu sözünü) Komutanımıza ait. Kendisini çok severiz ve yazılarını ilgi ile yakından takip ederiz. Onun kızmayacağını düşünerek bir yazısını burda yayınlamak istiyorum buyrun. Hemde azda olsa daha fazla kişiye ulaşması sağlanıcak….

Murat Bardakçı yazdı; (16 Ağustos 2009, Habertürk)

“Şeyh Sait’in 1925′deki talep listesi..

İçişlerinde bağımsızlık.

Kürtçe’nin resmî dil olması.

Memur ve jandarmanın Kürt olması.

Akan kanın sorumluluğunu hükümetin üstlenmesi.

Kürt askere kendi dilinde talim ve terbiye”.

Yorum mu istiyorsunuz?

Yerel şiveyle sadece iki satır ve iki kelime..

OLDU..

GÖZLERİM DOLDU..

“Tesadüfen” aynı gün Murat Karayılan da Le Monde’a konuşmuş: (17 Ağustos 2009, Milliyet)

“Silahı PKK değil, her iki taraf da bırakmalıdır.

1921 Anayasası yürürlüğe girmelidir”.

Yine aynı tarihli Milliyet’te Öcalan’ın; şimdi Üniversite kurulması dillendirilen İmralı’daki rezidansından verdiği demeci yer alıyor:

“Demokratik Cumhuriyet kurulacak.

Samimi olmazlarsa MHP ve CHP altı aya kalmaz, AKP’de bir yıla kalmaz biter.

Yeni Ortadoğu için Amerika ve İngiltere bizimle anlaşmak zorunda.

Kürtlerin her alanda örgütlenmesinin önü açılacak, kendi sporunu, eğitimini, dini örgütlenmelerini, meclisini, belediyelerini kendisi yapacak, kuracak. Hatta kendi öz savunması bile olacak. Kendi ihtilaflarını çözecek bir savunma gücü olacak”.

Yâni özetle 1925′den 2009′a teröristlerin amacı aynı kalacak ama Türk Devleti “çağa uyacak”.

Bunun da adı değişim ve gelişim olacak..

Ona da iki satır yorum..

HADİ BAKALIM

KOLAY GELSİN..

57NCİ ALAY HERYERDE.
HEPİMİZ 57NCİ ALAYIN NEFERLERİYİZ.

Anelya’nın Bulgaristan Günlüğü

Tarih: August 20th, 2009 Kategori: Anelya

Her Bulgaristan göçmeninin yaptığı şey yaz geldiğimi illa Bulgaristan’a gidip bi havasını solumak, tatilini yapmak, gezmek gelmek.  Bizde öyle yaptık uzun süredir gitmediğimiz Bulgaristan’ı bi gezdik geldik.

Küçüklükten beri değişik bir çok şehrini gezip gördüğüm bu yerin yine değişik bir şehrine orada ne olduğunu bilmeden gidiyorduk. Yolu bilmediğimiz için yolu şaşırarak şehire ters yönden girmeyi başardık. Geldik dediklerinde çevreme bi bakındım ve bu eski yerde fazla kalamayacağımızı düşündüm. Bizi önceden kiraladığımız eve götürmek üzere hiç evlenmemiş 63 yaşındaki öğretmen Merka abla(biz ona abla dedik ailecek çünkü gerçekten yaşlı gibi değildi)karşıladı. İçim buruk olarak kalacağımız yere doğru ilerledik. Eve girip salonu gördüğümde burukluğum biraz gitti. Gerçeketen güzel mobilyaları olan nostajik bir evdi. Evi kardeşle biraz karıştırdığımız zaman 100 e yakın plak, eski radyo, modern bir gramafon, kumandasız o televizyonlardan, hala çalışan 20 yıllık telefon, yaklaşık 50 60 yıllık eski romanlar kitaplar bulduk. Hayatımda görmediğim şeylerdi bunlar gerçekten bayıldım. Gramafonun çalışmamasına çok üzüldük o kadar dinlenicek plak vardı ki bende ilk defa plak sesi duymuş olacaktım.

Kaplıcaları olan küçük bir kasabaymış Velingrad.. Çamlarla kaplı dağlarla çevrili şirin biyermiş. Yerli halkı pomak dediğimiz isimleri Türkçe, dini İslam ama dili Bulgarca olan insanlardan oluşuyomuş. Tam yanımızdan biri geçiyo tip aynı Türk diyoz bi bakıyoz Bulgarca konuşuyo adları Ayşe, Fatma şaştım kaldım. Köylerden evin önündeki pazara gelen satıcı teyzelerin dağlardan topladığı böğürtlen, ahududu, orman meyvesi ve dağ çileklerinden bolbol yeme şansı buldum. Gerçekten harika meyveler bida ne zaman bu kadar bol yerim bu meyvelerden bilmem.

Tatilin en güzel yanı sabahları çam ormanlarında yaptığımız yürüyüşlerdi. Her sabah dağların eteklerinden başlayıp tepesindeki Aziz Nikola Kilisesinde biten yürüyüşlere çıktık. Ama biz sabah 7de giderken o yaşlılar dönüyorlardı. Hiç üşenmeden her sabah o kadar yolu yürüyolarmış. İlk günlerin vardiği hamlık bittikten sonra yürüyüşleri uzattık. Yaklaşık 10 km ye yakın yürüdüğümüz oldu dağdan dağa geçtik kasabayı taa tepelerden izledik. O kadar yüksekten etrafa bakmak gerçekten müthiş bişey. Dağ tepe tırmandık su akan yerlerden yukarılara çıktık acayip büyük karınca yuvaları, sıkınca içinden toz fışkırtan yeşil mantarlar gördük. Dağların belli yerlerinde ve kasabanın bir çok yerinde bir sürü sıcak, soğuk akan çeşmeler var. Kimisi o kadar sıcak ki elini bile koyamıyosun 98 dereceye kadar sıcak çeşmeler var. Annem her çeşmeden su içirdi bize şifadır diye ama yumurta gibi kokan bi çeşmenin suyu çok kötüydü.

Şansımıza gittiğimiz zaman oraya İtalyan Sirki gelmişti. Afişlerinde köpek balığı, su aygırı, penguen, fok balığı gibi canlıların olmasından su sirki olduğunu anlamıştık. Gittik bilet aldık ve kardeşle çadıra girdiğimde hayal kırıklığına uğradım çünkü kocaman bir havuz bekliyodum. Ama normal bir sahne vardı. Annem babam olmadan ilk defa kardeşle dil bilmediğimiz bu ortamda saf saf bakınıyoduk. Kardeşin patlamış mısır istemesiyle medeni cesaretimi toplayıp gitmem bir oldu mısırcının yanına el kol hareketleriyle mısırı almayı başardım. Büyük bişi yapmışım gibi bir sevinçle koşarak döndüm geriye. Sunucunun hiçbir dediğini anlamayarak izledik gösterileri biraz yavan kalsada herşey güzeldi. Bide küçücük bir köpek balığını akvaryum içinde gösterdiler afişleri görseniz kocaman dişleri olan bi köpek balığı koymuşlar üçkağıtçılar :) Yinede eylendik güzel yapmış adamlar.

Buradaki yemek fiyatlarına gerçekten şaşırdık. Evde bazen ızgara yaparız diye getirdiğimiz elektrikli ızgarayı hiç kullanmadık. Çünkü dışarıda bir restorantta yemek yemek daha ucuzmuş. Çok güzel pizzalar yedim bide sandviçler bide o kocaman toplu kule gibi olan dondurmalar hem farklı hem lezzetliydi. 4 kişi canlı müziğide olan yemeğinden içkisine tatlısına kadar yediğimiz bir yerde 35 lev(yaklaşık 35 tl işte) ödeyip çıktık mesela. Yemeklerin bu kadar ucuz olması kilolarıda beraberinde getirdi valla.

Evimizin arkasında tren garı vardı. Ama ne biçim bi raydı onlar daracık bizim rayların yarısı kadar. Treni görünce bizde binelim dedik değişiklik olsun bida binemem belki bu kadar eski bir trene. Bileti aldık herkes oturabildiği yere oturuyo hemen kurulduk bi yere bizim dışımızda bir vagon turist daha vardı. Tren hareket ettiğinde gerçek bir trene bindiğimi anladım o çufçuf diye giden arada düdüğünü çalan trenler var yaonlardan işte yaylana yaylana gidiyo daracık rayda. Gidipte dönüş trenine bineceğimiz gar 1,5 saat uzaklıkta dediklerine göre Avrupanın en yüksek garıymış. Tren gara gidene kadar devamlı dağlara tırmandı manzara çok güzeldi ve 23 tane tünel geçtik o kadarcık yolda turist dolu vagondaki turistler tünellerde “mamo”, “mother” diye bağırıp treni inletiyolardı. Bizim vagonsa süt satan köylülerin bindiği gerçekten ağır bir ekşi süt peynir ne olduğu belirsiz kokuları olan bir vagondu o bakımdan biraz kötüydü. Dönüşe bindiğimiz tren daha eski ve daha havadardı. Tren yolculuğumuzda çok nostajikti ve güzel bitti.

Daha anlatılcak şeyler var ama yeter bukadar şimdilik sadece sınırda geçişlerde burda Anelya adını kullanmama rağmen bana Anelia diye seslenen memura çok acayip baktım. Daha önce kimse bu isimle ben olarak hitap etmemişti bana çok acayibine gidiyo insanın duyunca birden. Jeton geç düşütü kafaya ” Evet benim Anelya“…

Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi

Tarih: August 18th, 2009 Kategori: Kısa Bilgi

Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927


Buraya Yazasım Geldi Yazdım Bende

Tarih: August 14th, 2009 Kategori: Uncategorized

Evinin seni içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksin…
Sokağa fırlayacaksın…
Sokaklar da dar gelecek…
Tıpkı vücudunun yüreğine dar geldiği gibi…
Ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü…
Kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksin…

Birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan…
“Önemli olan sağlık.”
“Yasamak güzel.”
“Bos ver, her şey unutulur.”
Sen hiçbirini duymayacaksın…
Göz yaşlarından etrafı göremez hale geleceksin…
Ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksin…
Hep ondan bahsetmek isteyeceksin…
“Ölüme çare bulundu” ya da “Yarın kıyamet kopacakmış” deseler başını kaldırıp Ne dedin?” diye sormayacaksın…
Yalnız kalmak isteyeceksin…
Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak…
İkisi de yetmeyecek…

Read the rest of this entry »

Nem Var Nem…

Tarih: August 11th, 2009 Kategori: Kafadan

  • Aklıma takıldı şu zippo çakmaklardan istiyorum bende ya. Sigara içmediğim halde sırf şekli için alınacak bir çakmak bence böyle alıp odamın güzel bir köşesine koyucam arada bir dışarı çıkarken cebime atıcam falan ne güzel olur aslında. Yokmu doğum günü hediyesi olarak alıcak olan bana çok sevinirim valla.
  • Az önce dışardan geliyorum eve doğru, karanlık bir yoldan geçmem gerekiyor. İşte yürüyorum gözüme bişey takıldı böyle kuru kafa resmen oynuyor altında da bir ışık var o ışıkta oynuyor korktum baya, biraz yaklaşınca farkettim karanlıkta oturan türbanlı bir kadınmış o kuru kafa dediğim şey türbanın üstündeki şekillermiş oynayan ışık ise cep telefonuymuş, böyle üstünde şekil bulunan türban giymeyin korkutucu oluyor valla (şimdi blog baskısı var istediğimiz desende türban takamıyoruz demesinler)…
  • Yukarıdaki maddede farkettiyseniz “az önce” dedim. Şimdi ben bu yazıyı oturup bir kerede yazıyorum mu sanıyorsunuz yoksa, en üstteki maddeyi 5 gün önce onun altındakini 8 gün önce yazdım bundan sonraki maddeyi ise 2 gün sonra yazmayı planlıyorum.
  • Yeni haberini aldık friendfeed, facebook tarafından satın alınmış üzüldüm valla yeni bir yer bulmamız gerekecek. Bu satın almadan en çok korktuğum friendfeed’in “yhaa, chok, ay chok qusel rsmin vr cnım” yazan tiplerle dolacak olması yoksa ilkokul arkadaşımda, ebemde gelsin friendfeed’e sorun değil benim için.
  • Nerde bir grup çalışan insan toplansa (özellikle erkek) hemen konuştukları konu ne zaman emekli olucam ben. Bu durumu en son bir düğüne gittiğim sırada da gördüm. Konuştukları konu şöyle “- şimdi ben 89 yılında sigortalı oldum, akçaylar fabrikasında çalıştım ama aslında o fabrikada sigrotalıydım ama onun yarısı yatmış işte o yüzden burda iki katı yattım sonrada ben biliyosun çalışamadım bir ara” bir karışıyor ortalık bir karışıyor sormayın gitsin.
  • Staj defteride yaz yaz bitmedi geçen yılda böyle olmuştu hep en son güne bırakıyorum ondan böyle oluyor ama son sayfa kaldı onuda yarın yapınca biticek(!)
  • Hava aslında sıcak değil ama nem var nem, ondan böyle sıcaklıyoruz. Aslında nem olmasa iyi havalar iyi…

Günümüzde ulaşım hayatımızın vazgeçilmezlerindir. Fakat bu vazgeçilmezlik artık hayatımıza fazlaca zarar vermekte ve küresel ısınma, egzoz çıktıları, fosil yakıtlarının gittikçe azalması gibi etkenler insanları alternatif enerji kaynaklarını kullanmaya yöneltmektedir. Bu noktada da hidrojen enerjisiyle çalışan araçlar devreye girmektedir. Hidrojenin temiz ve özellikle yenilenebilir bir enerji kaynağı olması diğer alternatif enerji kaynaklarından daha kullanılabilir yapmıştır. Evrende en çok bulunan element hidrojendir. Bir düşünün önümüzde hiç tükenmeyecek bir yakıt bulunmakta…Yazının Devamı İçin Tıklayın…

Read the rest of this entry »

ÖSS puanları açıklandı, yavaş yavaş tercihleri yapıyor herkes bir yerlere girme telaşında. Zamanında bende böyleydim inanın tercih yapmak sınavdan daha zor birde hiç bir zaman alınan puan beğenilmez istenilen bölüme yetmez gibi bir durum vardır (öss birincilerini muaf ediyorum bu durumdan). Özellikle bu yıl ilk kez üniversiteye gidecek olanlar okusun bu yazıyı. Okutun, okutturalım efendim…

Read the rest of this entry »