Şakkıdı Şakkıdı….

Tarih: September 27th, 2009 Kategori: Türkiye

İçinde bulunduğumuz durumu çok iyi aksettiren başka şarkı bulamadım;

Şakkıdı-şakkıdı..
Önce hip-hop tarzında ve global ölçekte dinleyelim..
Avrupa Birliği üyesi Bulgaristan’da ırkçı ve aşırı milliyetçi ATAKA partisinin yayın organı Türkçe haberlerin kaldırılması için imza kampanyası başlatmış. Ülkede 8 yıldır günde 15 dakika olarak yayınlanan Türkçe haber bülteninin yasaklanmasını talep eden ATAKA partisinin isteği üzerine başlatılan kampanya çerçevesinde SKAT TV elemanları başta Başkent Sofya olmak üzere büyük şehirlerin merkezlerine kurdukları standlarda halktan imza toplamışlar. Kampanya sorumlusu Nenço Nenov, “BNT;de Türkçe haber yayınlarının yasaklanması SKAT izleyicilerinin bir talebidir. İzleyicilerimiz Devlet Televizyonunda Türkçe yayın istemiyorlar. Toplanan imzaları Eylül ayında parlamentoya ulaştıracağız” demiş. Büyük bir bölümü orta yaşın üzerindeki vatandaşlardan olmak üzere Sofya;da 2 bin 200, ülke genelinde ise 40 bin imza toplandığını belirten Nenov, “Bulgaristan;da Türk yok. Müslümanlar var. Kendini Türk olarak görenler sadece kendilerine zarar veriyorlar” iddiasında bulunmuş. BNT;deki Türkçe haber yayınların halk arasında ayrım yarattığını öne süren Nenov Bulgaristan’ın resmi dilinin Bulgarca olduğunu ve her Bulgar vatandaşının Bulgarca bilmesi gerektiğini söylemiş. Nenov, Eylül ayı sonuna dek sürdürmeyi planladıkları kampanyadan sonra bu kez de TRT’de Bulgarca yayın yapılması talebi ile başka bir kampanya başlatacaklarını bildirdi. Nenov Türkiye;de yaşayan Bulgaristan vatandaşlarından bu konuda istek geldiğini ileri sürmüş..
Şakkıdı…şakkıdı….
Avrupa Birliği üyesi Slovakya’da bir süre önce kabul edilen yeni dil yasası 1 Eylülde yürürlüğe girmiş..
Yasa çerçevesinde Slovak halkı, kamuya açık yerlerde Slovakçanın dışında başka bir dil konuşamayacakmış.. Slovakçanın dışındaki diller sadece evlerde konuşulabilecekmiş.
Slovakya Kültür Bakanı Marek Madaric, yeni yasayla ilgili yaptığı açıklamada, ilk üç ay para cezası verilmeyeceğini, Slovakça yerine başka dil kullananların şimdilik sadece uyarılacağını söylemişti. Slovakya’nın 5,4 milyon dolayındaki nüfusunun 500 bin kadarını, çoğu ülkenin Macaristan sınırındaki güneyinde yaşayan Macarlar oluşturuyormuş. Yasa ayrıca Kültür Bakanlığına, cadde ve bina isimlerini Slovakça yazmayan belediyeler ve iş yerlerini cezalandırabilme yetkisi veriyormuş…
Şakkıdı…şakkıdı…(yazının devamı aşağıda)

Read the rest of this entry »

Anelya’nın Bulgaristan Günlüğü

Tarih: August 20th, 2009 Kategori: Anelya

Her Bulgaristan göçmeninin yaptığı şey yaz geldiğimi illa Bulgaristan’a gidip bi havasını solumak, tatilini yapmak, gezmek gelmek.  Bizde öyle yaptık uzun süredir gitmediğimiz Bulgaristan’ı bi gezdik geldik.

Küçüklükten beri değişik bir çok şehrini gezip gördüğüm bu yerin yine değişik bir şehrine orada ne olduğunu bilmeden gidiyorduk. Yolu bilmediğimiz için yolu şaşırarak şehire ters yönden girmeyi başardık. Geldik dediklerinde çevreme bi bakındım ve bu eski yerde fazla kalamayacağımızı düşündüm. Bizi önceden kiraladığımız eve götürmek üzere hiç evlenmemiş 63 yaşındaki öğretmen Merka abla(biz ona abla dedik ailecek çünkü gerçekten yaşlı gibi değildi)karşıladı. İçim buruk olarak kalacağımız yere doğru ilerledik. Eve girip salonu gördüğümde burukluğum biraz gitti. Gerçeketen güzel mobilyaları olan nostajik bir evdi. Evi kardeşle biraz karıştırdığımız zaman 100 e yakın plak, eski radyo, modern bir gramafon, kumandasız o televizyonlardan, hala çalışan 20 yıllık telefon, yaklaşık 50 60 yıllık eski romanlar kitaplar bulduk. Hayatımda görmediğim şeylerdi bunlar gerçekten bayıldım. Gramafonun çalışmamasına çok üzüldük o kadar dinlenicek plak vardı ki bende ilk defa plak sesi duymuş olacaktım.

Kaplıcaları olan küçük bir kasabaymış Velingrad.. Çamlarla kaplı dağlarla çevrili şirin biyermiş. Yerli halkı pomak dediğimiz isimleri Türkçe, dini İslam ama dili Bulgarca olan insanlardan oluşuyomuş. Tam yanımızdan biri geçiyo tip aynı Türk diyoz bi bakıyoz Bulgarca konuşuyo adları Ayşe, Fatma şaştım kaldım. Köylerden evin önündeki pazara gelen satıcı teyzelerin dağlardan topladığı böğürtlen, ahududu, orman meyvesi ve dağ çileklerinden bolbol yeme şansı buldum. Gerçekten harika meyveler bida ne zaman bu kadar bol yerim bu meyvelerden bilmem.

Tatilin en güzel yanı sabahları çam ormanlarında yaptığımız yürüyüşlerdi. Her sabah dağların eteklerinden başlayıp tepesindeki Aziz Nikola Kilisesinde biten yürüyüşlere çıktık. Ama biz sabah 7de giderken o yaşlılar dönüyorlardı. Hiç üşenmeden her sabah o kadar yolu yürüyolarmış. İlk günlerin vardiği hamlık bittikten sonra yürüyüşleri uzattık. Yaklaşık 10 km ye yakın yürüdüğümüz oldu dağdan dağa geçtik kasabayı taa tepelerden izledik. O kadar yüksekten etrafa bakmak gerçekten müthiş bişey. Dağ tepe tırmandık su akan yerlerden yukarılara çıktık acayip büyük karınca yuvaları, sıkınca içinden toz fışkırtan yeşil mantarlar gördük. Dağların belli yerlerinde ve kasabanın bir çok yerinde bir sürü sıcak, soğuk akan çeşmeler var. Kimisi o kadar sıcak ki elini bile koyamıyosun 98 dereceye kadar sıcak çeşmeler var. Annem her çeşmeden su içirdi bize şifadır diye ama yumurta gibi kokan bi çeşmenin suyu çok kötüydü.

Şansımıza gittiğimiz zaman oraya İtalyan Sirki gelmişti. Afişlerinde köpek balığı, su aygırı, penguen, fok balığı gibi canlıların olmasından su sirki olduğunu anlamıştık. Gittik bilet aldık ve kardeşle çadıra girdiğimde hayal kırıklığına uğradım çünkü kocaman bir havuz bekliyodum. Ama normal bir sahne vardı. Annem babam olmadan ilk defa kardeşle dil bilmediğimiz bu ortamda saf saf bakınıyoduk. Kardeşin patlamış mısır istemesiyle medeni cesaretimi toplayıp gitmem bir oldu mısırcının yanına el kol hareketleriyle mısırı almayı başardım. Büyük bişi yapmışım gibi bir sevinçle koşarak döndüm geriye. Sunucunun hiçbir dediğini anlamayarak izledik gösterileri biraz yavan kalsada herşey güzeldi. Bide küçücük bir köpek balığını akvaryum içinde gösterdiler afişleri görseniz kocaman dişleri olan bi köpek balığı koymuşlar üçkağıtçılar :) Yinede eylendik güzel yapmış adamlar.

Buradaki yemek fiyatlarına gerçekten şaşırdık. Evde bazen ızgara yaparız diye getirdiğimiz elektrikli ızgarayı hiç kullanmadık. Çünkü dışarıda bir restorantta yemek yemek daha ucuzmuş. Çok güzel pizzalar yedim bide sandviçler bide o kocaman toplu kule gibi olan dondurmalar hem farklı hem lezzetliydi. 4 kişi canlı müziğide olan yemeğinden içkisine tatlısına kadar yediğimiz bir yerde 35 lev(yaklaşık 35 tl işte) ödeyip çıktık mesela. Yemeklerin bu kadar ucuz olması kilolarıda beraberinde getirdi valla.

Evimizin arkasında tren garı vardı. Ama ne biçim bi raydı onlar daracık bizim rayların yarısı kadar. Treni görünce bizde binelim dedik değişiklik olsun bida binemem belki bu kadar eski bir trene. Bileti aldık herkes oturabildiği yere oturuyo hemen kurulduk bi yere bizim dışımızda bir vagon turist daha vardı. Tren hareket ettiğinde gerçek bir trene bindiğimi anladım o çufçuf diye giden arada düdüğünü çalan trenler var yaonlardan işte yaylana yaylana gidiyo daracık rayda. Gidipte dönüş trenine bineceğimiz gar 1,5 saat uzaklıkta dediklerine göre Avrupanın en yüksek garıymış. Tren gara gidene kadar devamlı dağlara tırmandı manzara çok güzeldi ve 23 tane tünel geçtik o kadarcık yolda turist dolu vagondaki turistler tünellerde “mamo”, “mother” diye bağırıp treni inletiyolardı. Bizim vagonsa süt satan köylülerin bindiği gerçekten ağır bir ekşi süt peynir ne olduğu belirsiz kokuları olan bir vagondu o bakımdan biraz kötüydü. Dönüşe bindiğimiz tren daha eski ve daha havadardı. Tren yolculuğumuzda çok nostajikti ve güzel bitti.

Daha anlatılcak şeyler var ama yeter bukadar şimdilik sadece sınırda geçişlerde burda Anelya adını kullanmama rağmen bana Anelia diye seslenen memura çok acayip baktım. Daha önce kimse bu isimle ben olarak hitap etmemişti bana çok acayibine gidiyo insanın duyunca birden. Jeton geç düşütü kafaya ” Evet benim Anelya“…

Ben kimim?

Tarih: June 30th, 2009 Kategori: Anelya Kısa Bilgi

Yavaş yavaş büyümek için doğumumdan başlıyorum.

Benim doğduğum yer Bulgaristan’nın bir şehri ama orada hiç yaşamadım. Ben iki aylık bir bebekken ailecek Türkiye’ye  sürgün edildik. Çünkü; benim dayımında içinde bulunduğe 5 arkadaş Türkiye’ye Bulgarların baskılarına karşı çıkarak kaçtılar. Buyüzden hiçbir eşyamızı alamadan yola çıkmışız. Çoğu kişi benim yollarda öleceğimi söylemişler. Bulgaristan’dan Türkiye’ye gelmemiz 1 haftadan fazla zaman almış. Ama bana bişi olmamış.

Benim hiç

Read the rest of this entry »

1 / 1 1